14 12 2010

Özlü ve manalı sözler...

Nede güzel söylemişler bunları uygula başarıyı yakala     "Küçükinsanların büyük gururları vardır".                                                                             Volter     EĞER KİŞİ HEM AKILLI HEM ÇALIŞKAN İSE TAKDİR ET! ÇALIŞKAN FAKAT AKILLI DEĞİLSE  DİKKAT ET! AKILLI FAKAT TEMBEL İSE İKAZ ET! HEM AKILSIZ HEM TEMBEL İSE İMHA ET! HERKES CENNETE GİRMEK İSTER AMA KİMSE ÖLMEK İSTEMEZ ÂDEMOĞLU HİLEBAZDIR BİLEMEZSİN FENDİNİ KİME İYİLİK YAPTINSA ONDAN SAKIN KENDİNİ DÖRT ŞEY GERİ GELMEZ 1-    ATILAN OK 2-    KAÇIRILAN FIRSAT 3-    SÖYLENEN SÖZ 4-    GEÇEN ZAMAN TARLAN VARSA;  İÇİNDE OL TEKNEN VARSA;  KIÇINDA OL İŞİN VARSA;  BAŞINDA OL ÜÇ ÇEŞİT İNSAN VARDIR 1-    EKMEK GİBİDİR HERGÜN ARANIR 2-    İLAÇ GİBİDİR LAZIM OLUNCA ARANIR 3-    MİKROP GİBİDİR SİZ ARAMAYIN O SİZİ BULUR meilce.com'dan alındı Devamı

13 12 2010

İştah kesen 13 yiyecek

Mucize çaylara, zayıflattığı iddia edilen ama yarardan çok zarar veren haplara ihtiyacınız yok YumurtaYumurta Sabah klasik kahvaltıdan vazgeçin. Yumurtanın tümüne yakını proteindir ve önemli ölçüde tokluk hissi verir. İki ince dilim esmer ekmek, az miktarda yağsız peynir ve bir adet haşlanmış yumurta ile edeceğiniz kahvaltı, gün boyunca kendinizi daha tok hissetmenizi ve vücudunuzun ihtiyaç duyduğu proteini almanızı sağlayacaktır. Kolesterol sadece yumurta sarısında bulunur, bunun yarıdan azı bağırsaktan emilir. Ama unutmayın, haşlanmış yumurtadan söz ediyoruz, tereyağına ya da sucuğun üzerine kırılan yumurtadan değil! Baklagiller Muhtemelen kolesistokinin diye bir maddeden söz edildiğini hiç duymamışsınızdır. Ama bu madde sindirim sisteminden salgılanır ve vücudun doğal iştah azaltıcısıdır. Kaliforniya Üniversitesi’ndeki araştırmacılar baklagil tüketiminin bağırsaktan kolesistokinin salgılanmasını arttırdığını ve dolayısıyla iştahı azalttığını buldular. Fasulye, barbunya, bakla, nohut, mercimek ve benzerlerini yemek kan şekerinizi az yükseltecek, size bitkisel protein ve lifleri sağlayacak, uzun süre tok hissetmenize yol açacaktır. Ama unutmayın, bu gıdaları mümkün olduğu kadar az yağla pişirmek, pilavla karıştırmamak ve suyuna ekmek batırmamak kaydıyla! Bu bakımdan az miktarda zeytinyağı ve sirkeyle hazırlanan fasulye piyazı en iyi seçeneklerden biridir. Salata Yemekten önce bol yeşil salata yemek, kendinizi doymuş hissetmenizi sağlamanın en kolay yoludur, özellikle de tatil otellerindeki açık büfelerde! Çünkü salatanın hacmi midenizi dolduracağı için salatadan sonra fazla yemek içinizden gelmez. Ama bu dediklerimiz yeşil salata için geçerli, üzerine de az miktarda zeytinyağı ve sirke gezdirmek kaydıyla. Yeşil Ç... Devamı

05 11 2010

SİNEK!...

Bir yaz günü yorgun argın uyurken Davetsiz yanıma geldi bir sinek Merhaba demeden selam vermeden Aniden canıma daldı bir sinek Beni görür görmez hücuma daldı Heybetinden rengim sarardı soldu Atar damarıma bir hortum saldı Olanca kanımı aldı bir sinek Bundaki güç kuvvet yok imiş devde Kepçesi tankeri hepsi görevde Gül gibi yatakta tertemiz evde Derince uykumu böldü bir sinek Baktım ki elinde kargısı da var Eğesi matkabı burgusu da var Neşteri makası sargısı da var Yüzümü gözümü deldi bir sinek Gergedan kanı var onun kanında Atom füze roket sıfır yanında Zerrece merhamet yok vicdanında Beni belalara saldı bir sinek Onu görür görmez dokuz doğurdum İmdat dedim sağa sola bağırdım Kolorduyu yardımıma çağırdım Halime batkı da güldü bir sinek Çok yalvardım bir merhamet sunmadı Kerem bile benim gibi yanmadı Tükürdüm yüzüne hiç utanmadı Ar ile aburu sildi bir sinek Bu sinekler türlü işler bitirir Kanadına kamyon yükle götürür Otuz tane banka versen batırır Memleketi soydu çaldı bir sinek Mürsel Sinan şiir yazar nesi var Bu sineğin türlü işkencesi var Onda yüz beygirlik motor sesi var Kulağımın zarını deldi bir sinek MÜRSEL SİNAN ... Devamı

25 10 2010

Fıkralar...

İrade!! Temel ile Dursun gece yarısı yolda yürüyorlarmış. Ne var bunda yürüsünler diyebilirsiniz. Ama ...bu Temel çırılçıplak, Dursun ise donlu. Bir eliyle önünü diğeriyle de arkasını kapatmaya çalışan Temel, Dursun'a dönmüş: — Ula Tursun!! Pen senun neyini seviyom piliy misun? Dursun: — Neyimu daa? Temel: — İradenü uşağum, iradenü!  Kumarda nerde turacağinu pileysun   Mrs. Neely!! Pazar günkü ayinin sonunda, rahip her zamanki gibi pazar sohbetini yaptı ve konuşmasını şu soruyla bitirdi: - Demek ki, Rabbim adına ne yapmamız lazım, düşmanlarımızı affetmemiz lazım. Öyleyse, bu sohbetimiz ardından, aranızdan kaçı düşmanlarını affetti? Cemaatin %80'i ellerini kaldırdı. Rahip, sorusunu yineledi... Bu kez hepsinin elleri havadaydı, yukarıdaki yaşlı teyze hariç... Rahip sordu: - Mrs. Neely? Hayırdır? Düşmanlarınızı affetmek size bu kadar mı zül geliyor? Mrs. Neel titrek ve son derece şeker haliyle: - Düşmanım yok ki!!! Cemaatten uğultular, şaşkınlık ifadeleri yükseldi. Rahip devam etti: -  Ooo bu gerçekten inanılmaz güzel bir şey!!!  Kaç yaşındasınız Mrs. Neely? -  98! Cemaat ayağa kalkmış, gözyaşları içinde onu alkışlıyordu... - Mrs Neely, lütfen, şöyle yanıma gelir misiniz? Lütfen yavaş! Yavaş.. Aman dikkat... Hah! Şimdi, cemaate dönelim... Evveeett! Lütfen buradaki müminlerimize bu işin sırrını söyler misiniz? Nasıl oluyor da insanın 98 yıl gibi uzun bir ömür de hiç düşmanı olmuyor? Yaşlı kadın küçük ve titrek adımlarla rahibe sırtını döndü, cemaate baktı: - Öldü orospular..!! İNTERNETTEN ALINDI ... Devamı

19 10 2010

Devenin Derdi

        Ağa çalmış çırpmış,yemiş içmiş,sülalesini zengin etmiş,öte tarafa göçecek,ama bir türlü göçemiyormuş.Ölüm döşeğine çocuklarını çağırmışlar.Babaları sayesinde hepsi mal,mülk,şirket sahibi olmuş,"Hayır" mı diyecekler,haklarını helal etmişler. Yok ağa gene ölememiş.Yakın çevresini çağırmışlar bu kez..Ağaları sayesinde ün,ünvan kazanmış,adamdan sayılmışlar,"Hayır" mı  diyecekler,onlar da haklarını helal etmişler.Gel gör ki ağa,yine hayatta kazık çakmış gidemiyor... En sevdiği devesini çağırmışlar son çare...         Deveye sormuşlar: -Hakkını helal ediyor musun? -Etmiyorum. -Yapma, etme neden kiİ? -Bu adam bize çok yük vurdu; affettim.Aç bıraktı, affettim.Kırbaçla canımızı yaktı, affettim.Ama biz elli devenin başına bir eşeği getirdi ya; işte bu yüzden bir türlü affedemiyorum. Not:Bu yazı  19 ekim günlü Cumhuryet gazetesinin Ankara Kulisi yazarı Işık Kansu'nun köşesinden alıntılandı. Devamı

23 07 2010

SÖZÜN GÜZELLİĞİ

Eski Roma'nın ünlü generallerinden birinin eşi dünya güzeli bir kadınmış. Kültürü, neşesi, ev sahibeliği üslubuyla benzeri güç bulunur bir "şahane kadın" Boşanacakları haberi çıkmış, bütün Roma bu haberle çalkalanıyor. Yakın arkadaşları bir cesaret konuyu açmışlar: - Eşin Roma'nın en güzel, en beğenilen, gıpta edilen kadını, diye başlamışlar; lafı birbirinin ağzından alarak dakikalarca övdükten sonra, sözü şu suale getirmişler. Nasıl olur da ondan ayrılmayı düşünebilirsin? General bacağını uzatarak: - Çizmemi beğendiniz mi önce onu söyleyin bana, demiş. - Çok güzel! - Tay derisinden yapılmıştır. Sicilya'nın en marifetli çizmecisi tarafından, kendi eliyle,benim için yapılmıştır. Bir benzerini bütün Roma'da bulamazsınız. - Belli, demiş arkadaşları. Benzersiz derken de haklısın. Ama bunun, bizim sualimizle ne alakası var? Arkadaşlarının merakını iki kelimeyle gidermiş general: - Ayağımı sıkıyor;.... İnsanda güzel olan yüzdür, yüzde güzel olan gözdür  ama  insanı insan yapan ağızdan çıkan sözdür.......   Devamı

12 07 2010

AĞAÇ SANATI

AĞAÇ SANAT ESERLERİ Devamı

06 07 2010

Çanakkale

ÇANAKKALE-1915 Devamı

04 07 2010

SERÇE

   Serçenin biri, bir bahar günü  uçuyormuş. Bir anda farketmiş ki karşıdan motorsikletli bir adam geliyor. Her ikisi de çarpışmayı engellemek için ellerinden geleni yapmışlar... ama nafile... Serçe 'çotaaank' diye kaska çarpıp düşmüş. motorcu  koşmuş  serçenin yanına. Serçe baygın yatıyo.. kıyamamış, bırakamamış yolda; almış getirmiş eve. Eskiden kalma bi de kafesi var evde.. baygın serçeyi kafesin içine güzelce yerleştirmiş.. yanına da az biraz su, az biraz ekmek koymuş, vurmuş kafayı yatmış.... Bizim serçe bi müddet sonra ayılmaya başlamıs.. Daha tam seçemiyo ortalığı.. hafif bulanıklık var yani... Bi bakmıs ki parmaklık, ekmek, su falan var bulunduğu yerde... Birden dank etmiş vaziyet: has.....tir lannn    motorcuyu öldürmüşüz ...!      Hayat Kısa, Kuralları Yık, Kolay Affet, Yavaş Öp, Kalpten Sev, Kahkahalara Boğul, Ve Yüzünü Güldürmeyi Başaran Hiç kimseye Sırtını Dönme... Devamı

17 06 2010

SİGARA BIRAKMA

@ Yahoo! Video Devamı

23 05 2010

İbişler...

Devamı

07 05 2010

Mevlevi ile Bektaşi...

http://www.mimdap.org/w/?p=21787  Bu ling'i tıklayıp güzel ülkemin güzel bir köyünü görebilirsiniz. “Günün birinde yolu bir dergâha düsen kendi halinde bir adam, dergâhta, bir Mevlevi ile bir Bektaşi''nin sohbet ettiklerini görünce yanlarına yaklaşır. Kendini tanıtır ve dergâhı merak ettiğini, nasıl zikir edildiğini izlemek için geldiğini söyler. Erenler başlar adama çeşitli nasihatlerde bulunmaya, her biri kendi yolunu mümkün olan en tatlı dille anlatmaya çalışır. Adam bir yandan onları dinlerken, bir yandan da gözleri onların giysilerine takılır. Mevlevi'nin giydiği kıyafette kollar o kadar geniş ve uzundur ki hem içine üç kişinin birden kolu sığabilir, hem de uzun olduğu için yalnızca kolları değil, elleri de kapatmaktadır. Bektaşi’nin kıyafetinde ise tam tersi bir durum vardır. Elbisenin kolu daracıktır, neredeyse tene yapışmıştır; üstelik kısa olduğu için, eller ta bileklere kadar açıktır. Bu duruma hayret eden adam, sebebini öğrenmek ister. Büyük merakla, önce Mevlevi'ye sorar: "Pirim, kıyafetinizin kolları neden o kadar geniş ve uzun; bunun özel bir sebebi var mı?" Mevlevi hiç beklemediği bu soru karşısında oldukça şaşırır. İki kolunu da biraz yukarıya kaldırır, sonra ellerini birleştirerek kollarını daire sekline getirir ve şöyle der: "Evet, özel bir sebebi vardır. Çünkü biz insanların günahlarını, ayıplarını, kusurlarını örteriz.  Başkaları görmesin diye üzerini kapatırız." Yanıttan oldukça hoşnut olan adam ayni merakla bu kez Bektaşi''ye döner: "Peki ya siz, pirim? Sizin kıyafetinizin kolları neden bu kadar dar ve kısa? Siz insanların günahları ve ayıplarını örtmez misiniz... Devamı

06 04 2010

NEDİR YAHU BU AŞK ?

Aşk neymiş öğrenelim bakalım... Sesini duyduğunuz anda avuçlarınız terlemeye kalbiniz deli gibi çarpmaya başlıyorsa... bu aşk değil HOŞLANMAK’tır - Ellerinizi ondan çekemiyor sürekli dokunmak sarılmak istiyorsanız.. Bu aşk değil ARZULAMAK’tır - Yanınızda bir tek o olduğu için onu istiyorsanız.... Bu aşk değil YALNIZLIK’tır - Herkes onunla olmanızı beklediği için onunlaysanız... Bu aşk değil SADAKAT tir - Size sıcak, yakın davrandığı için onunlaysanız... Bu aşk değil KENDİNE GÜVENSİZLİK’tir - Üzülmesini istemediğiniz için onunlaysanız... Bu aşk değil ACIMAK’tır - Ona değer verdiğiniz için hatalarını hoş görüyorsanız.. Bu aşk değil ARKADAŞLIK’tır - Bütün gün ondan başka hiçbir şey düşünmediğinizi söylüyorsanız.. Bu aşk değil KOCA BİR YALAN’dır - Onun iyiliği için kendinizden çok Şey feda edebiliyorsanız... Bu aşk değil YARDIMSEVERLİK’tir - O üzgünken sizin de kalbiniz acıyorsa... İşte bu AŞK’tır - Tarif edemediğiniz bir çekim yüzünden ondan bir türlü kopamadığınızı düşünüyorsanız.. İşte bu AŞK’tır - O herkese güçlü görünmesine rağmen içindeki zayıflığı hissedebiliyorsanız.. İşte bu AŞK’tır - Başkalarını da çekici bulmanıza rağmen hiç pişmanlık duymadan onunla kalmaya devam edebiliyorsanız.. İşte bu AŞK’tır Nihat Skarya tarafından iletildi.  ... Devamı

09 03 2010

SOSYAL ADALET

Genç bir  işadamı Güney Afrika'da iş gezisindedir. Herşey umduğundan daha başarılı ve çabuk gelişmiştir.Sözleş me bile imzalanmıştır. Dönüşüne tam bir gün vardır. Büyük Sinemalardan birinin önünden geçerken dikkatini "Ghandi" filmi çekiyor adamın. Hani şu bol Oscar'lı uzun film... Hemen taksiden iniyor ve doğru gişenin önündeki kuyruğa... İnsanlar tuhaf tuhaf, bakıyorlar genç işadamına: - Beyfendi, siz yabancisiniz galiba? - Evet, nereden anladınız? - Burada beyazlar kuyruğa girmezler, onlar doğrudan gişeye giderler biletlerini oradan alırlar. Adam biraz mahçup, tüm kuyruğu geçip gidiyor gişeye. Evet... Beyazlar için ayrı bir pencere var gerçekten. - İyi günler efendim, bir koltuk rica ediyorum, arkadan ve ortadan lütfen... Gişedeki kız şaşkın: - Beyfendi, siz yabancısınız galiba? - Evet, nereden anladınız? - Burada beyazlar, koltukta değil, balkonda otururlar. - Peki bir balkon lütfen. Adamcağız, balkonda filmi seyretmeye devam eder etmesine de, Güney Afrika'da bizim sinemalar gibi uzun uzun aralar yok ki, sıkışır haliyle. Etraf karanlık, herkes filmi izliyor, dayanamaz ve ayağa kalkmaya karar verir. Tam kalkacak, yandaki sorar: - Nereye beyfendi? - Hiiç... Tuvalete gitmem lazım.. - Beyfendi, siz yabancısınız galiba? - Evet, ama nereden anladınız? - Burada beyazlar, tuvalete gitmez ki, balkondan aşağı işeyiverirler. Adam şaşkın, tek güvendiği etraftaki karanlık. Balkonun korkuluklarına dayanır ve tam çişini ederken, aşağıdan bir zenci seslenir: - Heeey sen yabancısın galibaaa...! !! Adam iyiden iyiye şaşkın, karanlıkta ve sadece çişinden tanındığı için ürkmüş... Aşağıdaki devam eder: - İnsan sadece birinin kafasına etmez ki, şöyle bir... Devamı

02 03 2010

Kıssadan hisseyi siz bulun...

26 Temmuz Pazar 2009 ASLAN ormanda dolaşırken “Bir yoklama yapayım!” demiş, “Bakalım beni hâlâ kral olarak kabul ediyorlar mı?” Önce maymuna rastlamış: “Gel buraya maymun, ormanın kralı kim?” “Aman efendim bu da sorulacak soru mu? Elbette siz!” * * * TAVŞAN, “Bunlar ne konuşuyorlar?” diye ürkek ürkek laf dinlerken, aslan ona dönmüş: “Söyle bakalım, bu ormanın kralı kim?” Tavşan rahatlamış: “Elbette siz!” * * * ASLAN koltukları kabara kabara yürürken file rastlamış. Fil ile araları iyi değil ama, bir kere daha krallığını onaylatmak istemiş: “Fil efendi, sen söyle ormanın kralı kim?” Fil şöyle bir durmuş, hortumuyla aslanı kaptığı gibi fırlatıp atmış... * * * HİKÂYEYİ buraya kadar bilmiş olabilirsiniz, ama sonu sizin bildiğiniz gibi bitmiyor... Filin savurduğu aslan, bir süre öyle kalmış, üstünü başını temizledikten sonra kuyruğunu kısıp giderken “Ne kızıyorsun be ağam!” demiş: “Bilmiyorsan bilmiyorum de, herkes kralının kim olduğunu bilemez ki!” * * * POLİTİKACININ dini, milliyeti, ırkı değişik olsa bile dili değişmez, hepsi birbirinin dilinden anlar, çünkü aynı teknede mayalanmış, aynı fırında pişmişlerdir. Diyelim ki ülkenin birinde enerji açığı var, komşu ülkeden elektrik alınacak, politikacı bunu halka nasıl anlatır: “Çok güzel bir anlaşma yaptık... Yaz aylarında biz onlardan elektrik alacağız, kışın ise onlar bize elektrik satacak!” * * * ADAMIN garip bir hastalığı varmış, sandalyeye masa, perdeye battaniye, elbise dolabına buzdolabı diyormuş... Psikiyatra götürmüşler; doktor önce vücudundan başlamış, hastanın burnunu tutmuş: “Bu ne?” “Ayak!” Her gün vücut organlarından bi... Devamı

21 02 2010

Sevgi ve Dostluk.

Sevgi ve Dostluk. |  görsel 1

Her hayal yaşanacak bir can bulur... Her düş gerçekleşecek bir umut bulur... Kolay bulunmayan tek şey güzel bir dostluktur...   Kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendik... Ama basit bir sanatı unuttuk... İNSAN gibi yaşamayı biliyor muyuz? Bu mesajı sevdiğin dostlarına gönder eğer BEN de SENİN yakın arkadaşınsam dostunsam bana da yolla ........:))) Zengin; çok mala sahip olana denmez, zengin kalbi olana denir. Kalp zenginliğinden mahrum olan kimse, ne kadar geniş servete sahip olursa olsun yine fakirdir. Tamamı ve hırsı sebebiyle de halk nazarında hakirdir.  Kalbi zengin olan kimse de ne kadar fakir olsa herkesin nazarında muhteremdir     Paylaşacak dostlarınız yoksa iyi şeylere sahip olmanın bir zevki yoktur  Dost dediğin, sevilecek biri olmadığı zamanlarda bile  seni sevmeli. Sarılacak biri olmadığı zamanlarda bile sana sarılmalı, dayanılmaz olduğun zamanlarda bile sana dayanmalı,dost dediğin fanatik olmalı,bütün dünya seni üzdüğünde bile sana moral vermeli,güzel haberler aldığında seninle dans etmeli ve ağladığında seninle ağlamalı, ama hepsinden daha çok, dost matematiksel olmalı! Sevinci çarpmalı, Üzüntüyü bölmeli, Geçmişi çıkartmalı, Yarını toplamalı... Kalbinin derinliklerindeki ihtiyacı hesaplamalı Ve her zaman bütün parçalardan daha büyük olmalı   Sevgiye herzaman yeri olan yüreği kocaman dostlara... ... Devamı

21 02 2010

RAHMETLİ VEHBİ KOÇ'TAN BİR NASİHAT!...

Rahmetli Vehbi Koç, iş dünyasının duayeni idi. Allah gani gani rahmet eylesin, arkasında güzel eserler bıraktı. Vehbi Bey, sağlığına çok dikkat ederdi. Onun şöyle bir değerlendirmesi hâlâ hatırlanır ve konuşulur: Sağlığınız iyiyse, en önemli değeri kazandınız demektir. Deftere 1 (bir) rakamı yazın. Eviniz varsa 1 (bir) rakamının yanına bir sıfır koyun... Puanınız 10 olur. İşiniz varsa, bir sıfır daha yazın. Puanınız 100’e çıkar. İş kendinizin ise, bir sıfır daha koymalısınız... Puanınız 1000’e yükselir. İşleriniz iyi gidiyorsa bir sıfır daha ekleyin. Puanlarınız 10.000 olur. Arabanız, yazlığınız varsa 2 sıfır daha koyun. Hayat puanlarınız 1.000.000’a yükselir. Sıfırlar hanesi daha da artabilir ama şunu unutmayınız... En baştaki 1 (bir) rakamı silinirse, bütün değerler bir anda sıfır olur. Sağlık gitti mi, o insan için, bütün varlıklar sıfırdır! Hayattaki değerler, sıfırların başındaki 1 (bir) ile, yani sağlıkla anlam kazanır NOT:Yukarıdaki yazı Hürriyet gazetesi yazarı Rahmi Turan'ın 21 şubat 2010 günlü yazısından alıntılandı. ... Devamı

05 02 2010

ERZURUM FIKRASIDIR:

İhtiyarın biri,yolda bir avcı görür. Avcı;omuzunda tüfeğinin yanı sıra ellerinde ucu çatallı demirden yapılmış bir alet,bir ağ, bir de torbada tezek taşıyor.Hani o yakıt olarak kullanılan hayvan pisliği.Bir de köpeği vardır avcının. İhtiyar,avcıyı böyle teçhizatlı görünce ,'oğlum, bu tüfeği anladık.Onunla atarsın,vurursun.Bu köpek ne iş yapıyor?' diye soruyor.Avcı da'Av uzak yere düşer, uçuruma filan düşer, köpek de gider onu alır' der. 'Peki bu demir çubuk ne işe yarar?' sorusunu soruyor ihtiyar.Avcı 'av mağara gibi ince bir yere girerse, o demiri sokar ve kancasıyla çıkartırız' açıklamasını yapar. İhtiyar'Peki oğlum, bu tezek ne için?' diye sorunca avcı şu yanıtı verir:'Bazen av girdiği yerden çıkmaz ve tezeği yakar tütsü gibi dumanı veririz mağaranın içine,öyle çıkartırız.' İhtiyar yine sorar;'Tamam onu da anladık, şu ağ ne işe yarar?' Avcı, 'Bunu da dışarı çıkınca üstüne atarsın, hiç kımıldayamaz' der. İhtiyar bunu duyunca,'E oğul,Allah kimseyi senin eline düşürmesin' karşılığını verir. NOT:Bu fıkra Nihat Genç'in Ver Yansın adlı kitabından alıntılandı. Devamı

24 01 2010

SESLENİŞ

Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız, sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı,ekmeğimizi. Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken, Bizler bir mum ışığında bitirirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini, Yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük,vurulduk,asıldık. Vurulduk ey halkım,unutma bizi... Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik,diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık,mühendistik,doktorduk,avukattık. Yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz işçiyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep. Öldürüldük ey halkım,unutma bizi... Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı göz bebeklerimizden. Yirmi yaşında,yirmi bir yaşında,yirmi iki yaşında, İşkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük yüreğimizle,direndik genç kızlık gururumuzla. Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi, Taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından,utanmadılar erkekliklerinden. Hücrelere atıldık ey halkım,unutma bizi... Ölümcül hastaydık.Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, Birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu.İnsanl... Devamı