23 06 2011

BİR ANI.

Dönemin Başbakanı Sayın Turgut Özal zamanında... gerçekleşmiş bir olay şöyle anlatılır: Japon eğitim uzmanları gelmiş ve ülkemizin eğitim sistemini incelemiş, Sayın Özal'ın bürokratlarının da hazır bulunduğu bir ortamda raporlarını sunmuş ve sonuç olarak şunu söylemişlerdi: "Sizin eğitim sisteminizde milli ruh yok!" Turgut Özal'ın "Nasıl?" sorusu üzerine şunu anlatmışlardı: "Biz Japonya'da okula başlayacak çocuklarımıza milli ruh şoklaması yaparız. Onları önce toplu halde hızlı trenlere bindirir, dev fabrikalarımızı, teknoloji merkezlerimizi gezdirir ülkemizin gücünü gösteririz. Sonra da bu yavrularımızı alır Hiroşima ve Nagazagi'ye götürür, orada atom bombası atılan ve yıllardır ot dahi bitmeyen alanları gösterir deriz ki: Eğer siz çalışmaz, bilinçlenmez ve az önce gördüğünüz teknolojiye sahip olmak için çalışmazsanız sonunuz böyle olur." Bürokratlardan biri atılır: "Ama bizim Hiroşima'mız yok ki!" Japon uzmanın cevabı tokat gibidir: "Sizin Çanakkale'niz on Hiroşima eder!" Not:Yukarıda ki yazı Nihat Sakarya tarafından E-Posta olarak gönderildi.Kendisine teşekkür ederim. Devamı

09 03 2010

SOSYAL ADALET

Genç bir  işadamı Güney Afrika'da iş gezisindedir. Herşey umduğundan daha başarılı ve çabuk gelişmiştir.Sözleş me bile imzalanmıştır. Dönüşüne tam bir gün vardır. Büyük Sinemalardan birinin önünden geçerken dikkatini "Ghandi" filmi çekiyor adamın. Hani şu bol Oscar'lı uzun film... Hemen taksiden iniyor ve doğru gişenin önündeki kuyruğa... İnsanlar tuhaf tuhaf, bakıyorlar genç işadamına: - Beyfendi, siz yabancisiniz galiba? - Evet, nereden anladınız? - Burada beyazlar kuyruğa girmezler, onlar doğrudan gişeye giderler biletlerini oradan alırlar. Adam biraz mahçup, tüm kuyruğu geçip gidiyor gişeye. Evet... Beyazlar için ayrı bir pencere var gerçekten. - İyi günler efendim, bir koltuk rica ediyorum, arkadan ve ortadan lütfen... Gişedeki kız şaşkın: - Beyfendi, siz yabancısınız galiba? - Evet, nereden anladınız? - Burada beyazlar, koltukta değil, balkonda otururlar. - Peki bir balkon lütfen. Adamcağız, balkonda filmi seyretmeye devam eder etmesine de, Güney Afrika'da bizim sinemalar gibi uzun uzun aralar yok ki, sıkışır haliyle. Etraf karanlık, herkes filmi izliyor, dayanamaz ve ayağa kalkmaya karar verir. Tam kalkacak, yandaki sorar: - Nereye beyfendi? - Hiiç... Tuvalete gitmem lazım.. - Beyfendi, siz yabancısınız galiba? - Evet, ama nereden anladınız? - Burada beyazlar, tuvalete gitmez ki, balkondan aşağı işeyiverirler. Adam şaşkın, tek güvendiği etraftaki karanlık. Balkonun korkuluklarına dayanır ve tam çişini ederken, aşağıdan bir zenci seslenir: - Heeey sen yabancısın galibaaa...! !! Adam iyiden iyiye şaşkın, karanlıkta ve sadece çişinden tanındığı için ürkmüş... Aşağıdaki devam eder: - İnsan sadece birinin kafasına etmez ki, şöyle bir... Devamı

21 02 2010

RAHMETLİ VEHBİ KOÇ'TAN BİR NASİHAT!...

Rahmetli Vehbi Koç, iş dünyasının duayeni idi. Allah gani gani rahmet eylesin, arkasında güzel eserler bıraktı. Vehbi Bey, sağlığına çok dikkat ederdi. Onun şöyle bir değerlendirmesi hâlâ hatırlanır ve konuşulur: Sağlığınız iyiyse, en önemli değeri kazandınız demektir. Deftere 1 (bir) rakamı yazın. Eviniz varsa 1 (bir) rakamının yanına bir sıfır koyun... Puanınız 10 olur. İşiniz varsa, bir sıfır daha yazın. Puanınız 100’e çıkar. İş kendinizin ise, bir sıfır daha koymalısınız... Puanınız 1000’e yükselir. İşleriniz iyi gidiyorsa bir sıfır daha ekleyin. Puanlarınız 10.000 olur. Arabanız, yazlığınız varsa 2 sıfır daha koyun. Hayat puanlarınız 1.000.000’a yükselir. Sıfırlar hanesi daha da artabilir ama şunu unutmayınız... En baştaki 1 (bir) rakamı silinirse, bütün değerler bir anda sıfır olur. Sağlık gitti mi, o insan için, bütün varlıklar sıfırdır! Hayattaki değerler, sıfırların başındaki 1 (bir) ile, yani sağlıkla anlam kazanır NOT:Yukarıdaki yazı Hürriyet gazetesi yazarı Rahmi Turan'ın 21 şubat 2010 günlü yazısından alıntılandı. ... Devamı

05 12 2009

Bir dostun portresi

  Karıncaya sormuşlar ;"nereye gidiyorsun ?"dostuma'', demiş." "Bu bacaklarla zor,  demişler."Karınca ;"olsun, varamasam da yolunda ölürüm'' demiş..Yolunda ölünecek dostlara... Ve hep hatırla.... İyi arkadaşlar yıldızlar gibidir, onları her zaman göremeyebilirsin ama orada olduklarını bilirsin.'Bir dosttan tek bir gül ve güzel bir sözü ben onunlayken almayı,öldükten sonraki bir kamyon dolusu çiçeğe tercih ederim.'HER ZAMAN YANIMDA OLMASINI İSTEDİĞİM İNSANLARA... Sevgiyle kalınız....              Not:Yukarıdaki yazı, Feramuz Topal tarafından E-Posta kanalıyla gönderildi.... Devamı

09 11 2009

İmamın verdiği ders.

Londra'daki caminin yeni imamı şehre gitmek için hep aynı otobüse biniyor ve çoğu zaman aynı şoföre rastlıyormuş.Bir gün, bilet alırken şoför yanlışlıkla 20 "kuruş" fazla vermiş. İmam yanlışlığı oturunca, parasını sayınca fark etmiş. Kendi kendine düşünmüş "20 kuruşu geri versem mi şoföre?"... Ama içinden bir ses diyormuş ki "çok küçük bir para ve şoförün zaten umurunda da değil. Otobüs şirketine 20 kuruş ne fark eder?. Bu parayı Allahtan gelen bir hediye gibi... düşünebilirim"İneceği durağa gelince, imam kalkmış ve fikrini değiştirmiş, inmeden önce şoförün yanına gitmiş, 20 kuruşu geri vermiş ve demiş ki : "paranın üstünü fazla verdiniz."Şoför gülümsemiş ve demiş ki : "Siz camiinin yeni imamısınız değil mi? Aslında uzun zamandır sizi ziyaret etmek istiyordum caminizde, İslam’ı öğrenmek için ve bilerek size fazla para verdim nasıl tepki vereceğinizi görmek istedim."İmam inerken nerdeyse bacaklarını hissetmiyormuş, yere yığılacakmış-casına bir direğe tutunmuş ve kendine gelmeye çalışmış, gözlerinden yaşlar dökülerek gökyüzüne bakmış ve demiş ki: "Allah’ım az daha İslam’ı 20 kuruşa satıyordum!" Devamı

18 04 2009

Shakespeare'den korkaklara‏

korkusundan devamlı endişe içinde yasayan bir fare vardır. Büyücünün biri fareye acır ve onu bir kediye dönüştürür. Fare, kedi olmaktan son derece mutlu olacağı yerde bu kez de köpekten korkmaya başlar. Büyücü bu kez onu bir kaplana dönüştürür. Kaplan olan fare, sevineceği yerde avcıdan korkmaya baslar. Büyücü bakar ki, ne yaparsa yapsın farenin korkusunu yenmeye imkan yok. Onu eski haline döndürür.Ve der ki,"Sen cesaretsiz ve korkak birisin. Sende sadece bir farenin yüreği var. O yüzden ben sana yardim edemem.'Ünlü yazar Shakespeare, bu konuda söyle diyor :'İnsanların çoğu Sevmekten korkuyor, kaybetmekten korktuğu için..Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için.Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için... Devamı

11 04 2009

Müslümana Haram Çeşmesi

“MÜSLÜMAN’A HARAM” ÇEŞMESİVaktiyle Bursa’ da bir Müslüman, eski adı “Yahudilik Yolağzı”, bugünkü adı Arap Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş: “Her kula helâl, Müslüman’a haram!..”Bursa başkent, tabii Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye...Gitmişler kadıya şikâyete, adam yakalanıp yaka-paça huzûra getirilmiş. “Bu nasıl fitnedir, dîni İslâm, ahâlisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu Müslüman’a yasakla!.. Olacak iş midir, nedir sebebi, aklını mı yitirdin?..” diye çıkışmışlar adama.Adam: - “Müsaade buyurun, sebebi vardır, lâkin ispat ister, delil şarttır…” dedikçe kadı kızmış:- “Ne delili, ne ispatı?.. Sen fitne çıkardın, Müslüman ahâlinin huzûrunu kaçırdın, katlin vâciptir!” demiş.Demiş ama, bir yandan da merak edermiş:- “Nedir gerekçen?..” diye sormuş.Adam: - “Bir tek Sultan’a derim…” diye cevap verince, ortalık yine karışmış. Söz Sultan’a gitmiş, adam yaka paça saraya götürülmüş...Padişah da sinirlenmiş ama, diğer yandan o da meraklanırmış:- “De bakalım ne diyeceksen. Bu nasıl iştir ki, hem çeşmeyi yaparsın, hem de her kula helâl,Müslüman’a haram yazarsın?..”Adam, başı önünde konuşur:- “Delilim vardır, lâkin ispat ister.”- “Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin?..”- “O zaman boynum, hükme kıldan incedir Sultânım…”- “Eeee?!..”- “Sultânım, herhangi bir havradan (sinagog) rasgele bir hahamı izahsız yaka-paça tutuklayın, bir hafta tutun. Bakın neler olacak…&rdquo... Devamı

25 10 2008

ADALET TEYZE

 Yayın Tarihi 1 Ekim, 2008Yaşlı kadın yatağından kalktı. Sabah ezanının insan ruhuna huzur veren sesi oda içinde yankılanıyordu. 88 yaşından beklenmeyecek bir çeviklikle pencereye doğru yöneldi. Pencereyi açması ile birlikte odaya ezan sesi ile birlikte baharın güzel kokusu ve kuş cıvıltıları doluştu. Penceresinden gözüken Kurtuluş Parkına bakarak yaşlı ciğerlerine sabahın ılık esintisi ile doldurdu.  Abdestini aldı, sabah namazını kıldı. Mutfağa yöneldi. Çayla birlikte bir iki lokma bir şeyler atıştırdı. Oturma odasına yöneldi. Eski bir fiskos masasının yanındaki koltuğuna ilişti. Masanın üstü çerçeveler ile doluydu. Bir tanesine uzandı, camının üzerinde titreyen parmaklarını dolaştırdı. Çerçevenin içindeki fotoğrafta İstiklal madalyalı kara yağız bir adamla, makyajsız olmasına rağmen güzelliği göz alan bir kadın birbirlerine bakarak gülümsüyorlardı. Yaşlı kadın 'Günaydın Anne, Günaydın Baba' dedi. Usulca yerine koyduğu çerçeveye bir bakış daha attıktan sonra başka bir çerçeveyi eline aldı. Bu siyah beyaz fotoğrafta da subay üniformalı bir adamla bir gelin yan yana duruyorlardı.  Yaşlı kadın çerçeveyi titreyen dudaklarla öptü. 'Günaydın Kocacığım' dedi. Kadın bu çerçeveyi de bıraktıktan sonra üçüncü ve son çerçeveye uzandı. Artık gözlerinden yaş damlıyordu. Fotoğraftaki biri erkek diğeri kız çocuklara bakıp 'Günaydın Evlatlarım' dedi. Tüm çerçevelere kısaca göz atıp  'Sizleri, hepinizi çok özledim' dedi. Gözlerinde biriken yaşları sildi. Artık ağlamak için bile yaşlı hissediyordu kendini. Ağır ağır  doğrulduğu koltuğundan eski telefonuna doğru yöneldi. Ağır ağır numaraları çevirdi. Karşısına çıkan adama 'Bir... Devamı

03 07 2008

SANAT VE POLİTİKA

Halk, Sanat, PolitikaUzun yıllar önce Veysel anlatmış, demişti ki: "Bir zamanlar Sivasa sazımla inemez olmuştum. Bir polis, bir candarma, sazımı görmesin, hemen elimden alıyorlar, doğru fırına atıyorlardı. Bir zamanlar Sivasa saz dayandıramaz olmuştum."O zamanlar Sivasta niçin Aşık Veyselin sazını alırlar da yakarlardı? Şükrü Kayanın Dahiliye Vekilliği sıralarmdaymış. Ahmet Kutsi Tecer de tam bu sıralar Sivasta öğretmenmiş. Bir gün Veysel ona gelmiş. Tecer: "Hani sazın?" diye sormuş. Veysel de başına gelenleri anlatmış.Ahmet Kutsi Tecer, valiye gitmiş:"Vali bey," demiş, "bugün polisler Aşık Veyselin sazını almışlar, fırınlamışlar. Doğru mu bu?"Vali:"Doğru," demiş.Tecer:"Neden?"Vali:"Saz çalmak gericiliktir. Saz gerici bir müzik aletidir. Dahiliye Vekaletinden öyle emir aldık."Tecer, Valiye sazın öyle bir şey olmadığını dili döndüğünce anlatmaya çalışmış, olmamış. Anan yahşi baban yahşi... Kutsi Tecer gelmiş Ankaraya, sazın gericilik olmadığını anlatmak için akla karayı seçmiş ama, anlatmış sonunda. Halk şairlerinin sazları da fırınlanmaktan kurtulmuş.Not:Yaşar Kemal'in Baldaki Tuz adlı eserinden alınmıştır.Yazara saygılarımı sunarım. Devamı

03 07 2008

BİR HİKÂYE...

BİR HİKÂYE...Bir varmış bir yokmuş, zamanında bir padişah varmış. Padişahın adamları gelmişler, demişler ki:"Padişahım," demişler. "Halk vergiden çok şikayet ediyor, sızıldanıp duruyorlar. Ne yapalım?"Padişah düşünmüş. Padişahtır bu, düşünür:"Varın gidin," demiş, "bir o kadar vergi daha alm."Padişahın adamları gitmişler, bir o kadar vergi daha almışlar halktan, gelmişler padişaha. Padişah sormuş:"Ne yapıyor sızlayan halk?"Adamlar:"Hiç sorma padişahım," demişler, "sorma ki sorma. Halkın iki gözü iki çeşme. Bütün memleket feryadü figana boğulmuş. Halkın ne üstünde üst, ne başında baş, bir günlük yiyecek ekmekleri bile yok."Padişah gazaba gelmiş, padişahtır bu, gazaba gelir ya:"Gidin," demiş, "şu mendebur halktan bir misli daha vergi alın."Adamlar çarnaçar gene gitmişler, gene bir misli daha vergi almışlar.Padişah sormuş:"Halkın durumu nasıl? Gene sızlanıyor, ağlıyorlar mı?""Yok padişahım," demiş adamlar. "Bir mucize oldu. Biz bu vergiyi de alınca halk oynamaya başladı. Halk değil, dört kol bir çengi. Şimdi çıkın sokağa, şenlikten şadımanlıktan geçilmiyor. Gülen gülene, göbek atan atana... Ölüler bile ayağa kalkıp göbek atmaya başladı."Padişah gülmüş, padişah bu, güler ya...Kıssadan hisse... Kıssadan hisse alınsaydı şu yeryüzü cen-net olur, kurtla kuzu yayılırdı!Not:Bu hikâye ünlü yazarımız Yaşar Kemal'in Baldaki Tuz adlı eserinden alıınmıştır.  Devamı

06 03 2008

İNSAN DEVLET İLİŞKİSİ

Gazeteci, yazar Hasan Pulur'un bir yazısında, Türkiye CumhuriyetiDevleti'nin vatandaşına nasıl davrandığını gösteren bir olayı ele alarakgözlemlere başlayalım.   Nasreddin Hoca'lık   --Bilal Alkan'ın birinden alacağı vardıBorçlu bir türlü parayı ödemiyordu; ihtar, protesto hiçbiri kar etmedi,sonunda icraya verdi.   İcra adamın malına haciz koydu, yine ödeyemedi, satışa çıkarıldıve 6 milyon 205 bin liraya icra marifetiyle satıldı...  Kanuni işlemler tamamlandı, Bilal Alkan parasını almak için İcraMemurluğu'na gitti...   Bunca yıldan beri peşinden koştuğu parasını kavuşacaktı.   -Ödeyemeyiz! dediler.   -Niye?   -Senin para zimmete geçti!...   Anlamadı, o da ne demekti!  Anlattılar:   -İcra memuru parayı alıp kaçmış, kasa tamtakır, kurubakır!Bundan bana ne?   -Sana ne olur mu yahu? Laf anlamıyor musun, kasada para yok,para!   Bilal Alkan bu işten yine bir şey anlamadı...   Parasını icra memuruna teslim etmemişti ki!   -Ben icra memurunu tanımam devleti tanırım! dedi.   O zaman yol gösterdiler:   -Git derdini devlete anlat!   O da anlattı, Elbistan savcılığına dilekçe verdi...   Savcılık da icra memurluğuna yazı yazıp durumu sordu, sanki bilmezmiş gibi...   Ama devlet işi bu, yazılacak, çizilecekher şey kayda kuyda bağlanacak...   Elbistan İcra Memurluğu da Savcılığa cevap yazdı..Evet, eski icra memurunun zimmetine para geçirdiği doğruydu,adam canı çekince kasadan para çekmişti, çektiği paraların icra marifetiyletahsil edilen paralar olduğu da belliydi, ama para zaman zamankasadan alınmış olduğuna göre, kimin parası olduğu belli değildi,bu tespit edilemezdi, hatta parayı alıp afiyetle yiyen icra memurubile, kimin parasını alıp yediğini bilemezdi...   İyi, peki, hepsi güzel de Bilal Alkan'ın parası ne olacaktı? Adamalacaklısını icraya vermiş... Devamı

04 03 2008

dilimizi nasıl kullanıyoruz?

Konuşulan kişiyle olan ilişki, kullanılan kelimeleri tanımlar vegerçek anlamını verir. Bu nedenle, ilişkinin türüne göre, kelimelerfarklı anlamlar alır ve değişik nüanslara bürünür. --Askerlik arkadaşı--,--yatılı okul arkadaşı--, --çocukluk arkadaşı-- hepimiz için farklı veözel bir ilişkiyi ifade eder. Aşağıya alınan hikaye, Aziz Nesin'in toplum yaşamıyla ilgili gözlemlerindenbirini yansıtır. Yazarın Bizim Hemşeri adlı aşağıdaki hikayesi,kelimelerin anlamlarının iletişim ortamı içinde, iletişim yapankişilere bağlı olarak nasıl değiştiğini sergiler.  Bizim Hemşeri-- Kelimeler insanların dilinde yarı yarı anlam alıyor. Kaç tanesözlük olursa olsun, bizim hemşeriler kelimelerin sözlükteki anlamlarınaboş verirler. Açın sözlüğe bakın: --dürzü--, --kerhut--, --pezevenk--,--deyyus--, ne demektir, ne anlama gelir? Herhalde --aferin--, --bravo--,--aşkolsun-- anlamına gelmez.  Bizim heınşerilerin çoğu da temelli İstanbul'a yerleşmişlerdir, yada yılın çok aylarını İstanbul'da bir işte geçirir, birkaç ay da memleketegiderler. Köyde geçen birkaç ay memleketin nüfusunun artmasına,--vatana evlat-- yetiştirmeye yeter. İstanbul'da temelli yerleşenlerde, tek başlarına İstanbul'da kalırlar. Karıları köydedir. Oğlan çocuklarbüyüyüp iş tutacak duruma geldiler mi, onlar da İstanbul'a gelirler... Kızlar evlenir, İstanbul'da iş tutmaya gelecek başka çocuklar yetiştirirler.İstanbul'dakiler, iş yapamayacak kadar ihtiyarladılar mı, köye dönerler.Bu, memurların emekliye ayrılmalarına benzer. Hayatları boyuncageçinemedikleri topraklara gömülmek, en son arzularıdır. Hiçbirigurbette ölmek istemez.  Bizim hemşerilerin İstanbul'da yaptıkları işler çok bellidir, arabalarla,atlarla iyi su satarlar, apartman kapıcılığı yaparlar, bahçıvanlık,ama köşklerde, konaklarda park bahçıvanlığı yaparlar. Hemşerileriminkonuşmaları çok hoşuma gider. Kelimelere; şehirlilerin verdiğianlamdan başka bir anlam verirler. Daha doğrusu kelimelerin belli,belirli bir anlamı... Devamı

25 01 2008

ATA SÖZLERİ

 Ekmek, tohum atmak demek.   Atalar diyor ki:   -Ne ekersen onu biçersin.   Doğru mu?   Belki.   Çünkü bir atasözü daha var:   -Rüzgar eken fırtına biçer.   "Ne ekersen onu biçersin" özdeyişi doğru olsa,rüzgar ekenin yine rüzgar biçmesi gerekmez mi?   Ama olmuyor, ne ekersen onu biçmiyorsun, fırtınaeken kasırga biçiyor; terör eken işkence biçiyor; yalaneken dolan biçiyor; düşlem eken düş kırıklığı biçiyor;yolsuzluk eken namussuzluk biçiyor; haksızlıkeken adaletsizlik biçiyor; kin eken intikam biçiyor.   Bunun için ektiğimize özen göstermek gerekiyor.   Dikta tohumu eken tepki, dengesizlik tohumu ekençılgınlık, aptallık tohumu eken dangalaklık, onursuzluktohumu eken şerefsizlik, suç tohumu eken ceza biçer.   Neyi ne zaman nasıl ekeceğini bilmeyen kişiler vardırki bunlar için güzel bir halk türküsü yakılmıştır:   - Arpa ektim, darı çıktı.         Okuduğunuz bu güzel yazıyı İLHAN SELÇUK'UN  Düşünüyorum Öğleyse vurun adlı kitabından aldım .Aldığım bununla kalmadı bir de hayvanların özelliklerini ilave ediyorum.Keyifli okumalar.        Hayvanların değişmez görünen (ya da çok uzunsüreçlerde değişen) nitelikleri vardır.   Tazı hızlı koşar; Deve kin tutar; Tavşan ürkektir; Köpek iyi koku alır; Kedi nankördür; Maymun taklitçidir; Tilki kurnazdır; Katır inatçıdır; Yılan soğuktur; Akrep zehirlidir; Koyun aptaldır; Kaplumbağa yavaştır; Sırtlan leş yer; Yarasa ışıktan kaçar; Boğa kösnüktür; At duyarlıdır; Köpek sadıktır; papağan konuşurLeopar yırtıcıdır; Bülbül güzel şakır;Keçi şeytandır;Timsah soğuk kanlıdır Karga uzun yaşar; Manda güçlüdür;    Herbirimiz hayvanlar hakkında gene yeni özellikler sıralayabiliriz. Manda güçlüdür diye mandacılığa  soyunmayalım bundan 87 yıl önce olduğu gibi şimdi de AB ... Devamı