06 03 2008

İNSAN DEVLET İLİŞKİSİ

Gazeteci, yazar Hasan Pulur'un bir yazısında, Türkiye Cumhuriyeti
Devleti'nin vatandaşına nasıl davrandığını gösteren bir olayı ele alarak
gözlemlere başlayalım.
   Nasreddin Hoca'lık
   --Bilal Alkan'ın birinden alacağı vardı
Borçlu bir türlü parayı ödemiyordu; ihtar, protesto hiçbiri kar etmedi,
sonunda icraya verdi.
   İcra adamın malına haciz koydu, yine ödeyemedi, satışa çıkarıldı
ve 6 milyon 205 bin liraya icra marifetiyle satıldı...
  Kanuni işlemler tamamlandı, Bilal Alkan parasını almak için İcra
Memurluğu'na gitti...
   Bunca yıldan beri peşinden koştuğu parasını kavuşacaktı.
   -Ödeyemeyiz! dediler.
   -Niye?
   -Senin para zimmete geçti!...
   Anlamadı, o da ne demekti!
  Anlattılar:
   -İcra memuru parayı alıp kaçmış, kasa tamtakır, kurubakır!
Bundan bana ne?
   -Sana ne olur mu yahu? Laf anlamıyor musun, kasada para yok,
para!
   Bilal Alkan bu işten yine bir şey anlamadı...
   Parasını icra memuruna teslim etmemişti ki!
   -Ben icra memurunu tanımam devleti tanırım! dedi.
   O zaman yol gösterdiler:
   -Git derdini devlete anlat!
   O da anlattı, Elbistan savcılığına dilekçe verdi...
   Savcılık da icra memurluğuna yazı yazıp durumu sordu, sanki
bilmezmiş gibi...
   Ama devlet işi bu, yazılacak, çizilecekher şey kayda kuyda bağlanacak...
   Elbistan İcra Memurluğu da Savcılığa cevap yazdı..
Evet, eski icra memurunun zimmetine para geçirdiği doğruydu,
adam canı çekince kasadan para çekmişti, çektiği paraların icra marifetiyle
tahsil edilen paralar olduğu da belliydi, ama para zaman zaman
kasadan alınmış olduğuna göre, kimin parası olduğu belli değildi,
bu tespit edilemezdi, hatta parayı alıp afiyetle yiyen icra memuru
bile, kimin parasını alıp yediğini bilemezdi...
   İyi, peki, hepsi güzel de Bilal Alkan'ın parası ne olacaktı? Adam
alacaklısını icraya vermiş, malını sattırmış, parasını icra alıp kasasına
koymuştu.
   Bu para ne olacaktı?
   İcra Memurluğu'nun görüşü şuydu:
   --Zimmete konu paranın, adı geçene ödeme yapabilmemiz için kasaya
giriş yapılması şarttır. Zira zimmet nedeni ile alacaklıya belirttiğimiz.
miktarı ödeme gücü yoktur. Aynı zamanda zimmet konusu
paranın, ekli listede alacak!ının 982/681 sayılı borçlulardan (.....)
ın taşınmazının satışından mütevellit 6,205,000 liranın kasaya girdiği
tarihlere tekabül ettiği sanılmaktadır.--
   EEEEEEEE, sonra?
   Gelelim sadede...
   Bilal Alkan'ın parası ne olacak?
   İcra memuru kasada para yok diyor, ancak kasaya para gelirse
ödenebilir, diyor.
   Kasaya nereden para gelecek?
   İcra memurluğu bunu ne bilsin?
   Cevabını da ne güzel bitiriyor:
   --Gereğini bilgilerinize arzederim!--
   Top şimdi savcılıkta?
İşin gereği bilgilerinize arzedildi ya!
   Artık savcı ne yaparsa yapsın?
   Savcı ne yapacak?
   Cebinden çıkarıp icra kasasına para koyacak değil ya! O da Adalet
Bakanlığı'na yazı yazacak...
   Bilal Alkan'ın parası ne olacak diye soracak...
  Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü de cevap verecek:
   --İlgide gün ve sayısı belirtilen yazılarınızla, Elbistan İcra Memuru
(............)'ün zimmetine para geçirdiği, bunun açık kasa zimmeti olup,
hangi şahıslara ait ne miktar parayı zimmetine geçirdiğinin anlaşılmadığı
bildirilmektedir.
   Bu durumda alacaklılarının Elbistan Ağır Ceza Mahkemesi'nde
müstakil dava açmaları gerekli bulunmaktadır
Zimmetten doğan böyle bir zararın Bakanlığımzca ödenebilmesi
için, yargı mercileri tarafından verilmiş mahkeme ilamı gereğinin
alacaklılara duyurulması...--
   Şimdi biraz kafamızı toplayalım, şu işi baştan ele alalım. Borcunu
ödemeyen adamın borcunu alıp, alacaklıya ödemek devletin görevi midir?
   Görevidir!
   İcra memuru kimin temsilcisidir?
   Devletin!
   Alacaklı, parasını alabilmek için icraya başvururken kime güvenmiş,
haklarını kime teslim etmiştir?
   Devlete!
   İcra memurunu tanır mı?
   Tanımaz
Ha Ahmet olmuş, ha Mehmet, ne fark eder...
  Devletin icra memuru kasayı boşaltıp gitmişse, bunun sorumlusu
vatandaş mıdır?
  Devlet parayı almış mı, almış, kasaya girmiş mi, girmiş...
   Ama para kasadan uçup gitmiş...
   Ondan vatandaşa ne?
  Devlet vatandaşın parasını öder, sonra memuruyla hesaplaşır...
  Hayır, git mahkemeye, hayır git zimmet davasına müdahil olarak
katıl ya da ayrı davalar aç mahkemelerde sürün...
   Bu adalet anlayışı acaba Adalet Bakanlığı'na yakışır mı?
  Diyelim banka soyulmuş, sizin de bankada paranız var, ertesi
günü paranızı çekeceksiniz, hayır diyorlar, bekleyin, soyguncular yakalansın,
mahkemeye verilsin, mahkum olsunlar, biz onlardan parayı alalım,
size verelim:
  Yapmayın muhteremler, insaf dinin yarısıdır!
  Nasreddin Hocalık olmayın...
   Hani Hoca'nın birine borcu varmış, adam kapıyı çalınca yolun kenarını
göstermiş:
   -Bak oraya çalılığı diktim... Koyunlar geçerken çalıya sürünecek,
yünleri kalacak, onları toplayacağım, hanım tarayıp eğirecek,
iplik olacak, sonra örüp çorap yapacağız, pazara götürüp satacağız,
senin paranı ödeyeceğiz!
   Adam kıskıs gülmeye başlayınca Nasreddin Hoca parlamış:
   -Peşin parayı gördün, nasıl gülersin değil mi?--

     yukarıda okuduğunuz anı fıkra gibi devletle toplum arası çelişkiyi anlatıyor.Bu öykü

Doğan Cüceloğlu'nun İnsan İnsana kitabından alınmıştır.

53
0
0
Yorum Yaz