04 03 2008

dilimizi nasıl kullanıyoruz?

Konuşulan kişiyle olan ilişki, kullanılan kelimeleri tanımlar ve
gerçek anlamını verir. Bu nedenle, ilişkinin türüne göre, kelimeler
farklı anlamlar alır ve değişik nüanslara bürünür. --Askerlik arkadaşı--,
--yatılı okul arkadaşı--, --çocukluk arkadaşı-- hepimiz için farklı ve
özel bir ilişkiyi ifade eder.

Aşağıya alınan hikaye, Aziz Nesin'in toplum yaşamıyla ilgili gözlemlerinden
birini yansıtır. Yazarın Bizim Hemşeri adlı aşağıdaki hikayesi,
kelimelerin anlamlarının iletişim ortamı içinde, iletişim yapan
kişilere bağlı olarak nasıl değiştiğini sergiler.
  Bizim Hemşeri
-- Kelimeler insanların dilinde yarı yarı anlam alıyor. Kaç tane
sözlük olursa olsun, bizim hemşeriler kelimelerin sözlükteki anlamlarına
boş verirler. Açın sözlüğe bakın: --dürzü--, --kerhut--, --pezevenk--,
--deyyus--, ne demektir, ne anlama gelir? Herhalde --aferin--, --bravo--,
--aşkolsun-- anlamına gelmez.
  Bizim heınşerilerin çoğu da temelli İstanbul'a yerleşmişlerdir, ya
da yılın çok aylarını İstanbul'da bir işte geçirir, birkaç ay da memlekete
giderler. Köyde geçen birkaç ay memleketin nüfusunun artmasına,
--vatana evlat-- yetiştirmeye yeter. İstanbul'da temelli yerleşenler
de, tek başlarına İstanbul'da kalırlar. Karıları köydedir. Oğlan çocuklar
büyüyüp iş tutacak duruma geldiler mi, onlar da İstanbul'a gelir
ler... Kızlar evlenir, İstanbul'da iş tutmaya gelecek başka çocuklar
yetiştirirler.
İstanbul'dakiler, iş yapamayacak kadar ihtiyarladılar mı, köye dönerler.
Bu, memurların emekliye ayrılmalarına benzer. Hayatları boyunca
geçinemedikleri topraklara gömülmek, en son arzularıdır. Hiçbiri
gurbette ölmek istemez.
  Bizim hemşerilerin İstanbul'da yaptıkları işler çok bellidir, arabalarla,
atlarla iyi su satarlar, apartman kapıcılığı yaparlar, bahçıvanlık,
ama köşklerde, konaklarda park bahçıvanlığı yaparlar. Hemşerilerimin
konuşmaları çok hoşuma gider. Kelimelere; şehirlilerin verdiği
anlamdan başka bir anlam verirler. Daha doğrusu kelimelerin belli,
belirli bir anlamı yoktur. Bu, söyleyiş biçimine, sesin sertliğine,
yumuşaklığına, söyleyen adamın iyi, kötü niyetine göre değişir.
  Erenköy'de benim bir hemşerim var. Asfalt yol üzerindeki bir
büyük köşkte bahçıvanlık eder. Ara sıra gider, onunla konuşurum
Konuşması, bizim köy ağzıyla konuşması, hoşuma gider. Geçende
yine ona gittim. Bahçenin çimenleri üzerinde namaz kılıyordu. Şişman
olduğundan zor eğilip doğruluyordu. Namazı bitirene kadar
bekledim. Selam verdi. Dudaklarında dua kıpırdayışıyla yanıma geldi.
   --Hoş geldin,-- dedi.
  --Hoş bulduk. Nasılsın amca?--
   Benim bahçıvan hemşerim bol bol altmışında vardır.
   --Bundan sonra nasıl olacağız,-- dedi, --İhtiyarlık işte...--
   --Hele dur canım, maşallah aslan gibisin.--
   Biz şurdan burdan konuşurken bahçeye iki kişi daha girdi. Bizim
hemşerilerin, üniforma gibi kendilerine vergi bir giyinişleri vardır.
Elbiselerinden bile hemen onları tanırım. Bu gelenlerde bizim hemşerilerdendi.
Gencinin ayağında lacivert ketenden bir kovboy pantolonu
vardı. Ama bu kovboy pantolonu, onun ayağında şalvar olmuştu.
Öbürünün üniforması büsbütün yerliydi; elbisenin, eğer buna elbise
denirse, asıl kumaşıyla yamaları birbirinden ayırt edilemiyordu.
  Biz bahçenin göbek çimenleri üstünde duruyorduk. Onlar da yanımıza
gelince, bahçıvan hemşerim gelenlerden yaşlıcasını tanıdı.
   --Oooo... Hele bak şu Bibik Yusuf'a. Len, nirelerdesin? Soyha çıhası...--
   Yaşlıcası, --Gusura galma emice;-- dedi. --Hep ahlımdasın ya, işten
guçten vakit mi galıyor.--
   Bahçıvan hemşerim, delikanlıyı sordu.
   --Kim bu babayiğit?--
   --Tanımadın mı emice, bizim ganbur Mustua vardı ya...--
   --Eeee?-
Ganbur Mustua'nın oğlu.--
   --Demee... bu babayiğit o *****ın oğlu mu?--
   --Hee ya...--
   Bizim hemşeri delikanlıya döndü:
   --Len goca pezüvenk, insan bi yol emicesine gelmez mi?--
   Delikanlı utangaçlıkla güldü, başını önüne eğdi. Bizim hemşeri iltifatına
devam etti:
   --Vay ocagı batası vay... Vay goca dürzü vay... Baban olacak
hergüle ne ediyo?--
   --Eyidir emice.--
   --Yusuf emicen ne ediyo? O goca deyyüsten bir haber var mı?--
   --Eyidir emice. Selam etti.--
  Bizim hemşeri, köylüden bir delikanlı gördüğüne sevinçli-
gülüyor.
   --Vay eşşek zıpası vay... Len deve gadar olmuşsun be... kih kih
kih... Maşşallah maşşallah... Heh heh he... İraşit dayın ne ediyo? O eşşolu
eşşek de iyi ya... Heh heh he...--
   --Eyidir emice. Mahsus selamleri var.--
   --Eleyküm selam. Kih kih kih... Vay goca herüf vay. Len elimde
büyüdün, şuncacıktın be. Daha ne var ne yoh be? Koye varanda o
dürzü bubana söyle, severim o deyusu, dooğru bana gelsin. Hemi?--
   --Başüstüne emice.--
   --Pek memnun oldum. Hatırımı sayıp geldiniz dimek. Eferim len
goca *****. Memiş ne ediyo, Memiş... Goca daldaban. O herhut da
eyi ya...--
   --Eyidir Allah sayesinde.--
--Eyi ossun dürzü...--
   Bizim hemşeri köyden gelen delikanlının sırtını okşuyor.
   --Hele şu alçağa bah...--
   Yaşlıcası, --Bize gayri misade emice,-- dedi. --Biz bi de gayfeye gidek.
Hemüşeriler var, hal hatır sorak.--
   --Oldu mu ya... İrahat bi zamanda gelin.--
   --Bu oğlana bi iş arayıdıydık. Bildiğin bi iş var mı, emice?--
   --Bu ayı gadar herüf şimdiyecek boşda mı gezdi yattı?--
   --Hapisten düneyin çıhtı emice.--
   --Heleee... Geçmiş olsun. Vah vah... Dama niye girdiydi?--
   --Cinayet.--
   --Namıs işi mi?--
   --Yoh...--
--Besbelli kotü bi şey.--
   Delikanlıya sordu:
   --Bi irezillik işten mi yoksa?--
   --Değil emice.--
   Bizim hemşireler haysiyetlerine pek düşkündürler, kendilerine
ağır söz söyletmezler. Namus bir, haysiyet işi iki. Bizim köylerde
hırsızlıktan, eşkiyalıktan suçlanan hiç görülmemiştir. Delikanlı cinayeti
anlattı:
--Ne didi canım?--
   --Huzurunda haya iderim emice.--
   Yaşlısı söze karıştı:
   --Buna 'Len' dimiş.--
   Bahçıvan hemşerimin yüzü kızgınlıktan pancar gibi kızardı:
   --Nee? Len, sana nasıl len dir? Yabanı, sen de ses itmedin mi?--
   --Etmem olur mu?--
   --Temizledin mi?--
   --Bıçağı vurdum ya, ölmemiş yaralandı.--
   --Temizleseydin. Eferüm len. Eyi etmişsin.--
   --Emice bu oğlana bi iş var mı?--
   --Şimcik mi? Bi soruşturalım Yarıntesi bi uğran hele.--
   --Dimek sana Len didi ha?--
   --Bize misade emice.--
   --Güle güle... Pek memnun oldum. Eferim len goca eşşek, ayu gadar
olmuşsun be... Kih kih kih... Vay goca zıpa vay. Ne çabıh geçti zaman
heyy... İt enüğü gadardı be... Buban olıcak dürzüye selam et. Memiş
emicen *****ına da, İraşıt dayın olacak deyyusa da selam.--
   --Başüstüne emice. Hadi Allaha emanet ol.--
   --Güle güle...--
   Onlar gittikten sonra bahçıvan hemşerim bana, --Ne çare temizleyememiş...--
dedi.
   Siz kelimelerin sözlükteki anlamına bakmayın. Kelimelere verdiğimiz
anlam, bizim niyetimize göre değişir. Sergilerde, resimden
çok iyi anlayanların
--Vay eşşeoğlu eşşek, amma da yapmış!...-- diye ressamları
değerlendirdiklerini çok duymuşsunuzdur.-- (Nesin, 1968a).

                Adamın biri demiş ki:

Şair değilim şiir yazayım

Ressam değilim resim yapayım 

Müsade ederseniz eyer, 

Ben de şuraya bir imzamı atayım.

    Misali şair yada edebiyatçı değilim ama bir eğitimci olarak okuduklarımdan böyle güzel hikâyeleri derleyip sayfama alıyorum ki siz sayın okuyucularımda yararlansın.

Yukarıda okuduğunuz öğkü sayın merhum yazarımız AZİZ NESİN' in dir.

Sayın DOGAN CÜCELOĞLU bu hikâyeyi dilimizi ne zaman ,nerede ,nasıl kullanmamıza

dair örnek vermiş .Kitabının adı İNSAN İNSANA  bu kitabı bütün anne ve babaların öğrencilerin okumasını tavsiye ederim.İki yazarımızada teşekkür ederim.

160
0
0
Yorum Yaz