Sigara, Nargile, Pipo
- Sigara, sokak kadını gibidir.
Her köşe başında bulabilirsiniz.
Genellikle keyif için değil, ihtiyaçtan veya bağımlılıktan içilir.
İçtikten sonra izmariti atar gidersiniz. Kimse arkasına bakmaz.
Her sigarayı sadece bir kere içebilirsiniz.
Yerlileri ucuz, yabancıları pahalıdır.
Yabancılarının daha güzel olduğu söylenir. Ama arkadaş ismarladıysa yerli yabancı farketmez.
Tek içimlik olduğu için her nefes önemlidir.
İçinize çekmediğiniz durumlarda bile kendi kendine yanıp biter.
Ulan ben bundan bişey anlamadım paraya yazık oldu dersiniz.
Sonra bi tane daha yakarsınız.
- Nargile, genelev kadını gibidir.
Sokak ortasında içilmez, belirli mekanları vardır.
Mekan ne kadar iyise çeşit o kadar çoktur.
Mekana girer oturursunuz, nargile ayağınıza gelir.
İçtikten sonra alıp götürürler. Sizin zahmet etmenize gerek olmaz.
Aynı nargileyi defalarca kullanabilirsiniz. Ancak bir dahaki
sefere kadar, (ağızlık değişse bile) başkalarının o nargileyi
kullandığını bilmek rahatsızlık verir.
Sigaraya göre içmesi daha uzun sürer. Ama çok abartırsanız
mekanın sahibi "hadi kardeşim kalk da yeni müşteri gelsin artık" der
gibisinden pis pis bakar.
Acemiler için ilk seferi kafa döndürücüdür. Adamı fena çarpar.
- Pipo ev kadını gibidir.
Sakin kafayla, evde rahat rahat içilmesi gereklidir. Sokakta veya işyerinde içilen bişey değildir.
Sizden başka kimse o pipoya elleyemez, içemez.
Yeni alınan bi pipo öyle hemen pofur pofur içilmez.
Ahşabın açılması, iç bölümün ateşle kavrulması gerekir. En azından
10-15 içimden sonra düzgün bir şekilde yanar hale gelir. O zaman bile
keyifli bir içim için 5-6 ay geçmesi gerekir.
Pipo hergün hergün içilen birşey değildir. Bir kere
kullandıktan sonra bir iki gün dinlendirmek gerekir. Hergün
içmeye kalkarsanız ağzınızda acı bir tat bırakır. (içerdeki
katran+nikotin karışımı kurumadığından) İçmeden önce hazırlaması uzun sürer.
Tütünü düzgün bir şekilde yerleştirmek ve yaktıktan sonra
közün düzgün bir şekilde oluşması için tecrübe kazanmak gerekir.
Her piponun ayrı karakteri vardır. Birinde yaptıklarınız öbüründe işe
yaramayabilir.
Yaktıktan sonra da çile bitmez. Ateşin sönmemesi için ateş
arada bir alınan düzenli nefeslerle devamlı körüklenmelidir.
Söndüğü zaman tekrar yakılabilir ancak ağızda nahoş bir tat bırakır.
Eğer sönmüşse o gün için içmeyi boşvermeniz ağız tadı açısından daha
mantıklı olacaktır.
Sigara veya nargile gibi her nefes içeri çekilmez. Bir ateşe
(ateşi canlı tutmak için) bir bana şeklinde içmek gerekir.
Duruma göre iki (veya üç) ateşe bir bana da olabilir.
İçip bitirdikten sonra da çile bitmez. Güzelce temizlemeli ve
baş köşeye kaldırılmalıdır. Yetirince nezaket göstermez, iyice
temizlemezseniz, intikamını bir sonraki içiminizi zehir ederek alacaktır.
TÜRK OLMAK KOLAY DEĞİL!
Günümüzde Türk olmak zor dostum!
Türk olmak, çile çekmektir. Türk olmak, kendi ülkende bile hor görülmek demektir.
Türk olmak soykırımla, kan dökmekle, vahşetle suçlanmaktır.
Türk olmak, 1 milyon Ermeni’yi, 30 bin Kürt’ü öldürmektir.
Türk olmak, yabancılara satılan yerlerde ırgat olarak çalışmaktır.
Türk olmak, yurduna ve ulusuna sahip çıktığın vakit “faşist” damgası yemektir.
Türk olmak, davul-zurna ile askere uğurlanıp, vurulursan “Vatan sağ olsun” denilerek şehitliğe gömülmektir.
Türk olmak, teröristi öldürdüğün zaman hapse girip yargılanmak demektir.
Türk olmak, ulusuna söven bölücülere, hainlere ve işbirlikçilerine ses çıkarmamaktır.
Türk olmak, haksızlığa ve açılımlar nedeniyle aşağılanmaya razı olmaktır.
Velhasıl, günümüzde Türk olmak çok zordur!
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
KANSER HAKKINDA ALTIN ÖĞÜTLER:
Prof. Dr. Erkan Topuz,
verdiği şu çarpıcı bilgilerle kanserin boyutlarını
açıkça ortaya koymakta:
"Kanser dalga dalga geliyor. 2020 yılında
20 milyon insan kansere yakalanacak.
Ama eğer bunları yaparsak belki
bunu 15 milyona indirebiliriz.
O yüzden gözümüzü açalım.
Bu iş çocukluktan başlıyor.
Çocuklarımıza bu terbiyeyi vermek zorundayız.
Ailedeki çocuk annesini taklit eder.
Anne ne yiyorsa çocuk da onu yer
(tabiki anne bilinçliyse!)."
Öneriler:
1. Her akşam duş alın, üstünüzü tamamen değiştirin.(Çevre
kirliliğini eve taşıma)
2. Haftada en az bir kere balık.
Bu balıklar dip balıkları olmamalı.
Somon veya yüzey balığı,
Akdeniz, Ege balığı olmalı.
Marmara'nın dip balıklarını lütfen tüketmeyiniz.
3. Evde en az halı kullanın.
Temiz tutun(sirkeli su ile silin).
4. Bulaşığı en az deterjan ile ve
eldivenle kullanarak temizleyin.
(Makina yok!).
5. Çamaşırda her türlü deterjandan kaçınız.
Devamlı olarak zeytinyağı ve
defne sabununu seçiniz.
Ellerinizi, vücudunuzu hakiki zeytinyağ,
defne veya fıstık yağından yapılan
hakiki sabunlar da seçilebilir.
Bunları örnek olarak söylüyorum.
Deterjandan kaçıyoruz
ve iyi duruluyoruz.
6. Beyaz olan her türlü iç çamaşırınızı
yeni aldığınızda muhakkak
en az 2 kere kaynatınız.
Çünkü bunlar beyazlatılmak için
kanserojen maddelerle yıkanıyor.
7. Oda spreyleri doğrudan doğruya
petrol menşeli. Zehiri soluyorsunuz.
Akciğerinize geçiyor ve dolaylı olarak
bağışıklık sisteminizi bozuyor.
8. Sebzeleri mevsiminde dondurup saklamakta
fayda var. Yalnız bir kez çözülünce
onu muhakkak pişirin.
Mikro dalgada bir kere ısıtın.
Ateşte ısıttıklarımızda ise, bir kere ısıtınız.
Çünkü bir dahaki sefere değeri ölür.
DNA'yı bozar. DNA kırılması da
kanserojene yol açar.
9.Radyasyon kronik olarak
kansere en çok yaklaştıran faktörlerden biridir. Televizyondan, cep
telefonundan ve
radyasyon yayan (özellikle tüplü) cihazlardan
uzak duralım ve az kullanalım.
10.Kanola yağı kızartma için en uygun yağdır.
Onun dışında birinci seçeneğimiz zeytinyağdır. Memleketimizin iftihar
edebileceği yağdır.
Fındıkyağı da tercih edilebilir.
11.Çocuklarımız fastfood türü yiyecekleri
15 günde bir yiyebilirler. Ama
haftada 3 kez yedikleri takdirde
beyin tümörlerinde, lenfomalarda ve
lösemilerde 3 kat artış gözükecektir.
Çocuklarımıza arada bir verebiliriz.
Ama dışarıdaki yiyeceklerin nasıl kızartıldığını bilmiyorsunuz. Ona
göre hareket edin.
12.Çocuklara meyve ve yoğurdu bol yedirelim.
Ancak yoğurdu prebiyotik ve ev yoğurdu olarak kullanalım. Yoğurdunuzu
evde yapın.
Peynir ve çökelek fazla miktarda yiyin.
Keçi peyniri çok faydalıdır.
13. Çocuklarımızı beyaz un, beyaz şeker ve
tuzdan koruyalım. Bisküvi, gofret, çukulota,
cips türü şeylerden uzak tutun,
bu ve benzeri şeylerin beslenmeye
hiçbir katkısı yoktur.
14. Belki tuzcular üzülecekler ama
Konya'ya akan kanalizasyonlar ve
kirletici sularla, Türkiye'nin en büyük tuzunu karşılayan Tuz Gölü'müz maalesef
torbaların içinde çok iyi steril edilmedikleri takdirde bize kanseri
ufak ufak taşıyorlar.
Bu nedenle kaya tuzunu tercih edin.
Yani turşu kurduğunuz tuzu çekin
ve çok az miktarda kullanın.
Çünkü tuz da kanserojendir.
15. Amerika'daki çocukların tombul olmasının
sebebi her şeye şeker katmalarıdır.
Ucuz beslenmedir.
16. En faydalı gıdalardan birisi cevizdir.
Daha sonra fındık ve bademdir.
Ayçiçeği açık alın. İşlemden geçmemiş olacak,
kavurup yiyebilirsiniz. Ama fındık, ceviz gibi
yiyecekleri kabuklu alın. Çünkü
içine böceklenmesin diye ilaç sıkılmaktadır.
Sonsuz faydaları olan yiyeceklerdir.
Günde bir avuç muhakkak tüketiniz.
17. Elma dünyanın en faydalı gıdalarından birisidir.
18. Plastik, bakır, alüminyum kap kullanılmamalı. Porselen, cam ve
çelik kullanın.
Meyveleri de bu tür kaplarda yıkayın.
Bunların içine litresine göre
9-10 çorba kaşığı elma sirkesi atın.
Aşağı yukarı yarım saat bekletin.
Sonra tekrar yıkamayın.
Tekrar mikrop alır.
19. Meyvelerin üzerine parlak görünmesi için
mum sürülüyor. Bunları
hakiki zeytinyağlı sabundan geçirdikten sonra
elma sirkeli sudan geçirin.
Ya da elma sirkesi ile ovun.
Meyveyi kabuğuyla tüketin eğer sterilse.
20. Lahana, marul gibi yiyeceklerin
ilk dört kabuğunu çöpe atın.
İstediğiniz kadar yıkayın
bunların üzerindeki pestisitleri
temizleyemezsiniz. Çaresi yok.
21. 3 ayda bir suyunuzu değiştirin.
Çok muhteşem sularımız var ama
ne olursa olsun tabiatı rezil ediyoruz.
Satın aldığımız sularda az miktarda da olsa
kanserojen dozlar karışabilir.
Bunlar kontrollü sular ama
3 ayda bir değiştirmek gerekiyor.
22. Plastik her yerde zehir.
Plastik bardaklar, kaplar, plastik herhangi bir şey... Ben ona girmiyorum
bu lafı söylersem yer yerinden oynar.
Bu plastikler ev yapımına girdiler.
Doğrudan doğruya
inşaat malzemesi olarak kullanıyorlar.
Çok bilinçli olun, çok iyi markalar kullanın.
Bunları söylemem demek
Türk ekonomisiyle oynamam demek.
Ben insanlara kendimi adadım,
onun için kimseden korkmuyorum
açık açık söylüyorum.
23. Meyva suyu yerine posasıyla tüketin.
Biz kanserli hastalara suyunu veriyoruz.
Meyve suyuna geçmeyen çok madde
posada kalıyor. Bu şekilde kolon ve miğde kanserinden korunmuş oluyorsunuz.
24. Bakır, özellikle beyin tümörlerinde
ön plana çıkıyor. Çok iyi kalaylı olursa
bu etki azalıyor. Ama kulağınıza
bakır küpe bile takmayın.
25. Havuzların iyi temizlenmesine dikkat ediniz.
Ozonla temizlemek en fazladır.
Aşırı klorluysa yine kansere hazırlık yapıyorsunuz
spor yerine.
26. Bütün beyazlatıcılardan kaçınız.
Çocuklarımızın kullandığı o pırıl pırıl
bembeyaz defterler klorla temizleniyorlar.
Bunlarla temizlenmemiş defter kullansınlar. Kullandıkları boyalarda da
kanserojen etkisi vardır.
27. Sigara kullanmayın, kullananlardan uzak durun.
28. Kesinlikle kepekli un tüketin.
29. Hergün düzenli yürüyün. Zihin sağlığı için
haftada en az bir kitap okuyun.
30. Kilonuzu düzenli olarak kontrol edin.
Erkan Topuz, yaptığı açıklamalar nedeniyle
bir takım sektörleri zor duruma soktuğu
eleştirileri için ise, "Benim için insan sağlığı
birinci plandadır. Ekonomi ikinci plandadır.
Bir insanın kanser olması durumunda
devlete ve millete verdiği zarar
milyarlarca dolardır. O yüzden dikkatli olduğunuz takdirde ekonomiye
de katkınız olur.
Aslında ben bunları anlatarak
Türkiye'nin ekonomisini de kurtarıyorum
farkında değiller" diye konuştu.
Not:Yukarıda yazılan öğütler bu sayfaya Nihat Sakarya tarafından gönderildi.Hem gönderene hem de Sayın Erkan Topuz Hocamıza teşekkür ederim.
EFLATUN'A İKİ SORU;
http://www.tomsuk.name.tr/flash_animasyon.htm
Eflatun’a iki soru sormuşlar.
—Birincisi, insanoğlunun sizi en çok şaşırtan
İki davranışı nedir?
Eflatun tek tek sıralamış,
*Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler.
Ne var ki çocukluklarını özlerler.
*Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler.
Ama sağlıklarını geri almak için de para öderler.
*Yarınlarından endişe ederler bugünü unuturlar.
Sonuçta, ne bugününe de yarını yaşarlar.
*Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar. Ancak hiç yaşamamış
Gibi ölürler.
Sıra gelmiş ikinci soruya;
-“Peki, sen ne öneriyorsun?”
Bilge yine sıralamış;
*Kimseye kendinizi ‘sevdirmeye kalkmayın!’
Yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi
“sevilmeye bırakmaktır.”
*Önemli olan; en çok şey’e sahip olmak değil,
En az şey’e ihtiyaç duymaktır.
EFLATUN
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Shakespeare'den korkaklara
korkusundan devamlı endişe içinde yasayan bir fare vardır. Büyücünün biri fareye acır ve onu bir kediye dönüştürür. Fare, kedi olmaktan son derece mutlu olacağı yerde bu kez de köpekten korkmaya başlar. Büyücü bu kez onu bir kaplana dönüştürür. Kaplan olan fare, sevineceği yerde avcıdan korkmaya baslar. Büyücü bakar ki, ne yaparsa yapsın farenin korkusunu yenmeye imkan yok. Onu eski haline döndürür.
Ve der ki,
"Sen cesaretsiz ve korkak birisin. Sende sadece bir farenin yüreği var. O yüzden ben sana yardim edemem.'
Ünlü yazar Shakespeare, bu konuda söyle diyor :
'İnsanların çoğu Sevmekten korkuyor, kaybetmekten korktuğu için..
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için...
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Müslümana Haram Çeşmesi
“MÜSLÜMAN’A HARAM” ÇEŞMESİ
Vaktiyle Bursa’ da bir Müslüman, eski adı “Yahudilik Yolağzı”, bugünkü adı Arap Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş: “Her kula helâl, Müslüman’a haram!..”
Bursa başkent, tabii Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye...
Gitmişler kadıya şikâyete, adam yakalanıp yaka-paça huzûra getirilmiş. “Bu nasıl fitnedir, dîni İslâm, ahâlisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu Müslüman’a yasakla!.. Olacak iş midir, nedir sebebi, aklını mı yitirdin?..” diye çıkışmışlar adama.
Adam:
- “Müsaade buyurun, sebebi vardır, lâkin ispat ister, delil şarttır…” dedikçe kadı kızmış:
- “Ne delili, ne ispatı?.. Sen fitne çıkardın, Müslüman ahâlinin huzûrunu kaçırdın, katlin vâciptir!” demiş.
Demiş ama, bir yandan da merak edermiş:
- “Nedir gerekçen?..” diye sormuş.
Adam:
- “Bir tek Sultan’a derim…” diye cevap verince, ortalık yine karışmış. Söz Sultan’a gitmiş, adam yaka paça saraya götürülmüş...Padişah da sinirlenmiş ama, diğer yandan o da meraklanırmış:
- “De bakalım ne diyeceksen. Bu nasıl iştir ki, hem çeşmeyi yaparsın, hem de her kula helâl,
Müslüman’a haram yazarsın?..”
Adam, başı önünde konuşur:
- “Delilim vardır, lâkin ispat ister.”
- “Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin?..”
- “O zaman boynum, hükme kıldan incedir Sultânım…”
- “Eeee?!..”
- “Sultânım, herhangi bir havradan (sinagog) rasgele bir hahamı izahsız yaka-paça tutuklayın, bir hafta tutun. Bakın neler olacak…”
Dediği yapılmış adamın. Bütün azınlıklar bir olmuş, başlarında Mûsevîler, “ne oluyor, bu ne zulüm?.. Bizim din adamımıza biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masûmdur, gerekirse kefâlet ödeyelim...”
Çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, elçiler mektup üstüne mektup getirmiş… Bir hafta dolunca, adam:
- “Sultânım, artık bırakmak zamanıdır” demiş.Haham bırakılmış, azınlıklar mutlu, bu sefer Sultan’a teşekkürler, hediyeler…
Az zaman geçmiş ki, adam:
- “Aynı işi herhangi bir kiliseden herhangi bir papaz için yaptırınız Sultânım” demiş.
Aynı şekilde bir papaz derdest edilip yaka-paça alınmış Pazar ayininden ve aynı tepkiler artarak devam etmiş. Haftası dolunca da serbest bırakılmış. Mutluluk ve sevinç gösterileri daha bir fazlalaşmış, teşekkürler, şükranlar... Levantenler din adamlarına kavuşmanın mutluluğuyla daha bir sarılmışlar birbirlerine...
Sultan:
- “Bitti mi?..” demiş adama.
- “Sultânım son bir iş kaldı, sonra hüküm zamanıdır izninizle” demiş.
- “Şimdi nedir isteğin?..”
- “Efendim, pâyitahtımız Bursa’nın en sevilen, en sözü dinlenilen, itimat edilen âlimini alınız minberinden…”
Adamın dediğini yapmışlar, Ulu cami imamını Cuma hutbesinin ortasında almışlar, yaka-paça götürmüşler...Ve ne olmuş bilin bakalım?..
Bir Allah’ın kulu çıkıp da, “ne oluyor, siz ne yapıyorsunuz?.. Hiç olmazsa vaazı bitene kadar bekleseydiniz”, gibi tek bir kelâm etmemiş, imamın peşinden giden, arayan-soran olmamış...
Geçmiş bir hafta, “nerde imam” diye gelen-giden yok!.. Aptal ve câhil bir imam tâyin edilmiş yerine, ne konuştuğunu kendi kulağı duymayan tam yobaz cinsinden biri… Halk hâlinden memnun, başlamış bir dedikodu, o geçen hafta derdest edilen koca âlim için:
- “Biz de onu adam bilmiş, hoca bellemiştik…”
- “Kim bilir ne halt etti de tevkif edildi!..”
- “Vah vaah!.. Acırım arkasında kıldığım namazlara…”
- “Sorma, sorma...”
Padişah, kadı ve adam izliyorlarmış olup-bitenleri. Sonunda Padişah çeşmeyi yaptırana sormuş:
- “Eee, ne olacak şimdi?..
Adam:
- “Bırakma zamanıdır. Bir de özür dileyip helâllik almak lâzımdır hocadan.”
“Haklısın” demiş padişah, denilenin yapılması için emir buyurmuş ve adama dönmüş. Adam başı önünde konuşmuş:
- “Ey büyük Sultânım, siz irade buyurunuz lütfen, böyle Müslümanlara su helâl edilir mi?..”
Sultan acı acı tebessüm etmiş:
- “Hava bile haram, hava bile!..” demiş...
H. İKBÂL
MİLLET VEKİLİ OLMA KRİTERLERİ
İki defa İttihat ve Terakki'den milletvekili seçilen, sonra da Hürriyet ve İhtilaf Parti'sini kuran, Damat Ferit hükümeti döneminde Ayan Üyeliği'ne atanan Mehmet Zeynelabidin Efendi, "Meşrık-ı İrfan Gazetesi"nde milletvekili olma kriterlerini açıklamış. Bu yazıyı Konya Yusuf Ağa Kütüphanesi katalogunda 9521/2' sayıyla kayıtlı "İslamiyet ve Meşrutiyet" isimli eserde bulmak mümkün. Yörede mahalli bir gazetede çalışan gazeteci Ali Akgül'ün derlediği kriterler şöyle:
100 yıl önce Konya'daki milletvekili olma kriterleri:
Birincisi: Milletvekili adayı, aday olacağı şehirde uzun süreli oturmuş, yaşamış olmalı, halkın mizacını iyi bilmeli. Bir şehirde oturmamış veya çıkıp gideli uzun zaman olmuş adamların bir kere iyi olup olmadığı bilinemez.
İkincisi: Şehre yarayacak her türlü kanunu ve o şehir halkının saadetini icap edecek şeyleri düşünüp beğenmeye ve böyle bir arayan toplamaya muktedir olmalıdır.
Üçüncüsü: Devletin şan ve şerefini düşünmeyecek kadar cahil olmamakla birlikte, sefih de olmamalıdır. Çünkü kendi malı kendine teslim edilemeyen sefih bir adama bu gibi vazife verilemez.
Dördüncüsü: Hükümetin kanunsuz ve haksız işlerini yüzüne beraber söylemek hususunda kimseden korkup çekinmez ve ölmekten bile kaçınmaz, dünya için kimseye müdane etmez olmalıdır.
Beşincisi: Parayı görünce her şeye boyun eğecek kadar bağrı yufkalardan ve parayı çok sevenlerden olmamalıdır. Yoksa milletin menfaati zayii olmak ihtimali ziyadeleşir ve memleketi açık açık uçuruma sürekler.
Altıncısı: Memuriyetini muhafaza etmek ve başka bir menfaatini korumak için şuna buna yüzsuyu dökmüş (ağlamış), kendisine haksızlık edenlere göz kırpmış, kendisi haksızlık etmiş olmamalıdır.
Yedincisi: Rüşvet almış, para ile onun bunun hakkını satmış, mahvetmişlerden de olmamalıdır.
Sekizincisi: Halk içerisinde zulmü, işkencesi olanlardan olmamalıdır.
Dokuzuncusu: İki sözlü, ikiyüzlü adamlar da milletvekili olamaz.
Onuncusu: Şunun bunun ayıbını arayan, daima iki kişi arasındaki gizli sırları anlamaya çalışan, hiç yoktan tertip türetenler de aday gösterilmemelidir.
Onbirincisi: Milletvekilliği bittikten sonra kendini idare edecek bir işi veya zenginliği olmayanlar da aday gösterilmemeli. Çünkü bu özellikleri olmayan kişiler hükümetin ayıbını örtüp boyun eğmeye mecbur kalırlar.
not:Yukarıdaki kurallar E-Posta yolu ile bana geldi .Günümüzde bu kurallar geçmediği için ilginç geldi.Bu nedenle sayfama yazdım. Keyifli okumalar.
Adaylarımızı tanıyalım...
29 Mart 2009 yerel seçimleri için Türkiye genelinde belediye başkanlıkları ve diğer görevler için seçilecek aday isimleri Hürriyet Gazetesi yazarı Sayın YILMAZ ÖZDİL tarafından tesbit edilerek beğeninize sunulmuştur.
Yılmaz ÖZDİL
yozdil@hurriyet.com.tr
Adaylarımızı tanıyalım...
Ömer Marangoz, Adem Dalgıç, Nurettin Celep, Bayram Oduncu,
Zekai Çivici, Mustafa Kapıcı, İbrahim Dişçi, Hasan Kahveci
Recep Ozan, Sait Börekçi, Süleyman Saka, Cemal Avcı, Burhan
Çoban, Mustafa Saatçi, Mustafa Değirmenci, Hakan Tütüncü, Abdülkadir Demirci,
Coşkun Hekim, Zafer Savcı, Recai Baytar, İsmail Cambaz, Nihat Helvacı, Serdar
Kalaycı, Erhan Çiftçi, İlhan Kaptan, Hakan Keresteci, Salih Bakkal.
*
Orhan Çırak, Fikri Usta.
*
*
Arif Sağ, Ali Diri.
Cemal Cansız.
*
Recep Saçlı, Ramazan Kaşlı.
Nuri Köse.
Burhan Sakallı.
Halil Posbıyık.
*
Mehmet Araç,İbrahim Motor,Sakıp Teker, Seyfi Dingil...Yısuf Yaya.
*
Mehmet Kavanoz,
Hasan Şeker,Mustafa Bal.
Mahmut Tat,Cemil Ekşi...
Kenan Nohut,Nedim Mercimek,Ömür Kabak,Hüseyin Darı,Mahmut Fındık,Ekrem
Kiraz,Mehmet Lokum.
Mehmet Süt.
Hamza Döner,Nihat kola.
Ali Öğün,Hanefi Tok.
Hikmet Çay.
Mükerrem Kahve...
Veysel Tiryaki!
*
İlyas Şişman,Recep Semiz.
*
Şahin Pişkin.
Şükrü Yanık.
Nasır Haşlak.
*
Mehmet Atik,Mansur Yavaş.
Erol Atak,Sait Durgun.
Ali Uyanık,Ömer Baygın.
*
Ahmet Genç,Seyfettin Yaşlı.
Ali Kart.
*
Zübeyde Uslu.
Mehmet Şamatacı.
Mehmet Golcü,Kâmil Taç.
Yusuf Pehlivan.
Ahmet Minder.
*
Yaşar Kulak, Adil Sağır.
Semih Çolak,Ümit Topal.
Hamdi Balık,Musa Kuş,Nazım Bıldırcın,Dede Teke,Adem Arı,Osman Karabatak,
Ramazan Ceylan,Rasim Atmaca,Çetin Kumru,Mehmet Sülük,Abdullah Bülbül,Muhittin
Böcek,Ergin Sülün,Nevzat Doğan,Yusuf Mercan,Recep Kaplan,Yakup Karaca,Uğur
Aslan,Durdu Kurt,Abdurahman Kuzu,Hikmet Şahin,Hüsnü Kartal,Sefa Martı.
*
Enver Tümen,Recep Ordu,Cemil Sancak,Ergül Er,Niyazi Çavuş,Faruk Teğmen,Cengiz
Barut,İbrahim Tetik,Ömer Şarapnel,Hasan Kahraman.
*
Ali Sakar,Salih Türkiş!
*
Ahmet Soğuk,Hüseyin Ayaz,Kasım Şimşek,Ahmet Poyraz,Raşit Ürper...
Süleyman Üşürse...
Mehmet "Kaban" var.
*
Olcay Liman,Hüseyin Gemi.
Hakim Gülmez Fahri Şen.
Mert Küçük.
Sabri Kocaman.
Evver Sağlam.
Seyfettin Kırık.
*
Kazım Bekar,Saim Sağdıç,Mustafa Koca,İzzet Dede,Hasan Torun,Osman Oğul,Murat
İkiz...İsmail Kısır.
Aziz İnanıcı,Halil Şaşma!
Kadir Çal,İbrahim Çırpan
Eftal Cicili,Yaşar Çamur.
Ali Süslü,Mehmet Balçık.
*
Hacı Aysu,İslam Ayvaz,Ramazan Buran,İsa Erdem,Musa Mutlu,Ali Eren,Erdem
Melek,İsa Cin,Hüseyin Müftü.
Halil Kul.
*
Ali İnci,Metin Yakut.
Sedat Gümüş,Aziz Bakır.
*
Hayati Zat,Müjdat Soylu.
Ekrem Ünlü.
Fahrettin Tanınmış.
*
Recep Hoş,Mehmet Güzel,Hikmet Bacak,Şaban Kaıça,Necati Kopça,Mustafa Azgın.
Servet Mucuk!
*
Ama belediye denince,Bence en yakışanları şunlar:Muhsin Korumaz,Oğuz Satıcı
Gülşen Arpalık,Salih Kalender,Osman Aldırmaz,Salim Kaygısız,Emin Halebak!
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
2008 YILININ ŞEYLERİ MEYLERİ...
Melih AşıkAçık Pencere Yılın şeyleri meyleri...
- Şehitlerimiz, gazilerimiz: Yılın acısı.
- Manken Yaşar Alptekin: Yılın hacısı.
- Aragones: Yılın dedesi.
- Pınar Altuğ: Yılın gebesi.
- İtalyan gelin Pippa Bacca’nın öldürülmesi: Yılın ayıbı.
- İstiklal Savaşı gazisi, son çılgın Türk Mustafa Şekip Birgöl: Yılın kayıbı.
- Taraflı TRT: Yılın kanalı.
- Deniz Feneri: Yılın talanı.
- Malum zatın hemen her söylediği: Yılın yalanı.
- Sigara yasağı: Yılın yasası.
- “Memleket nereye gidiyor?”: Yılın tasası.
- Kanal 7’nin patronu Zekeriya Karaman yılın kasası...
- Tuncay Güney: Yılın maşası.
- Çocuk tacizleri: Yılın kara lekesi.
- Vakit yazarı Hüseyin Üzmez: Yılın azgın tekesi.
- Elektrik ve doğalgaza yapılan zamlar: Yılın kazığı.
- Pirinç ve bulgur: (Bu yıl da) Yılın azığı.
- Sabah - atv: Yılın satışı.
- Melih Gökçek: Yılın batışı.
- “Milli gelir önümüzdeki yıl 15 bin doları bulacaktır.”: Yılın atışı.
- YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan: Yılın memuru.
- RTÜK Başkanı Zahid Akman: Yılın mamuru.
- İddianame bekleyen Ergenekon tutukluları: Yılın mağduru.
- Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt: Yılın izleneni.
- RTE ve Abdullah Gül’e gelen hediyeler: Yılın (en iyi) gizleneni.
- Ahmet Necdet Sezer: Yılın özleneni.
- Allah ile Aldatmak: Yılın kitabı.
- Ankaralı simitçi Özer Yalnız’ın Başbakan’a, “Para gerekmez dayı”sözü: Yılın hitabı.
- Recep Tayyip Erdoğan: Yılın kayınpederi.
- Aynı zat: (Ülkenin acı kaderi)
- Diyanet Denetçisi Doç. İsmail Karagöz’ün, “Namazda iken çalan cep telefonunu tek harekette kapatmak namazı bozmaz” lafı: Yılın fetvası.
- 2500 sayfalık Ergenekon: Yılın davası
- İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ın, “Polise kimlik sorun”sözü: Yılın lafı.
- “Velev ki siyasi simge olsun”: Yılın gafı.
- Bir apartmanda 300 seçmen: Yılın rekoru.
- Devlet Bahçeli’nin MHP’si: Yılın (muhalefet) dekoru.
- Komedi Dükkânı: Yılın eğlencesi.
- Elveda Rumeli: Yılın izlencesi.
- TV kanallarındaki spor programları: Yılın işkencesi.
- Melih Gökçek’in sayaçları: Yılın aleti.
- İsrail: Yılın laneti.
- GS’lı Arda: Yılın topçusu.
- Hadise: Yılın popçusu.
- 1 Mayıs’ta Taksim’de görev yapan polisler: Yılın copçusu.
- Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya: Yılın hukukçusu.
- Yüksek yargının malum başı: Yılın gugukçusu.
- Carla Bruni Sarkozy: Yılın madamı.
- Kemal Kılıçdaroğlu: Yılın adamı.
- Nuri Bilge Ceylan’ın: “Bu ödülü tutkuyla sevdiğim yalnız ve güzel ülkeme adıyorum” lafı: Yılın sözü.
- Eşkıya... Maalesef... Bu yıl da... Türkiye’ye ve dünyaya egemen: Yılın özü.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Melih Aşık Bey,yeni yılını kutlar ,bu yazından dolayı ,teşekkürlerimi sunarım
TURGUT iBİŞ
EMEKLİ ÖĞRETMEN
PSİKOLOJİK...
Yılmaz ÖZDİL yozdil@hurriyet.com.tr
26 Aralık 2008
Psikolojik
Komşun işsiz kaldıysa...
Ekonomik krizdir.
Sen işsiz kaldıysan...
Depresyondur.
*
Psikolojik değil bu.
*
-Paran var mı?
_Yok.
_Paranoyadır.
*
Büyüme fren yaptı...
İhracat fren yaptı...
Sanayi fren yaptı...
Şizofren.
*
Tarım küçüldü...
Otomotiv küçüldü...
Teksitil küçüldü...
Aşağılık kompleksi.
*
"Aslansın sen "KOBİ
Kaplansın sen KOBİ
Kral sensin KOBİ
Ödeme planını kendin seç
Kendin seç vadeni..."
Ne halt edicen şimdi?
Fobi.
*
Borcun var mesela...
Kafan bozuk.
Eşinle yatasın yok.
Depreşyon.
*
"T"ürkiye "İ"statistik "K"urumu...
Etiketler yanıyor.
Enflasyon düştü deniyor.
Duyunca yüzünde ne oluyor?
TİK.
*
Dolayısıyla teşhis doğrudur...
Peki tedavi?
*
Kişi başına 10 bin dolar milli gelirin var kardeşim;sen,yenge, üç de çocuk,50 bin dolar eder...Tatile çık geçer!
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı