2008 YILININ ŞEYLERİ MEYLERİ...
Melih AşıkAçık Pencere Yılın şeyleri meyleri...
- Şehitlerimiz, gazilerimiz: Yılın acısı.
- Manken Yaşar Alptekin: Yılın hacısı.
- Aragones: Yılın dedesi.
- Pınar Altuğ: Yılın gebesi.
- İtalyan gelin Pippa Bacca’nın öldürülmesi: Yılın ayıbı.
- İstiklal Savaşı gazisi, son çılgın Türk Mustafa Şekip Birgöl: Yılın kayıbı.
- Taraflı TRT: Yılın kanalı.
- Deniz Feneri: Yılın talanı.
- Malum zatın hemen her söylediği: Yılın yalanı.
- Sigara yasağı: Yılın yasası.
- “Memleket nereye gidiyor?”: Yılın tasası.
- Kanal 7’nin patronu Zekeriya Karaman yılın kasası...
- Tuncay Güney: Yılın maşası.
- Çocuk tacizleri: Yılın kara lekesi.
- Vakit yazarı Hüseyin Üzmez: Yılın azgın tekesi.
- Elektrik ve doğalgaza yapılan zamlar: Yılın kazığı.
- Pirinç ve bulgur: (Bu yıl da) Yılın azığı.
- Sabah - atv: Yılın satışı.
- Melih Gökçek: Yılın batışı.
- “Milli gelir önümüzdeki yıl 15 bin doları bulacaktır.”: Yılın atışı.
- YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan: Yılın memuru.
- RTÜK Başkanı Zahid Akman: Yılın mamuru.
- İddianame bekleyen Ergenekon tutukluları: Yılın mağduru.
- Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt: Yılın izleneni.
- RTE ve Abdullah Gül’e gelen hediyeler: Yılın (en iyi) gizleneni.
- Ahmet Necdet Sezer: Yılın özleneni.
- Allah ile Aldatmak: Yılın kitabı.
- Ankaralı simitçi Özer Yalnız’ın Başbakan’a, “Para gerekmez dayı”sözü: Yılın hitabı.
- Recep Tayyip Erdoğan: Yılın kayınpederi.
- Aynı zat: (Ülkenin acı kaderi)
- Diyanet Denetçisi Doç. İsmail Karagöz’ün, “Namazda iken çalan cep telefonunu tek harekette kapatmak namazı bozmaz” lafı: Yılın fetvası.
- 2500 sayfalık Ergenekon: Yılın davası
- İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ın, “Polise kimlik sorun”sözü: Yılın lafı.
- “Velev ki siyasi simge olsun”: Yılın gafı.
- Bir apartmanda 300 seçmen: Yılın rekoru.
- Devlet Bahçeli’nin MHP’si: Yılın (muhalefet) dekoru.
- Komedi Dükkânı: Yılın eğlencesi.
- Elveda Rumeli: Yılın izlencesi.
- TV kanallarındaki spor programları: Yılın işkencesi.
- Melih Gökçek’in sayaçları: Yılın aleti.
- İsrail: Yılın laneti.
- GS’lı Arda: Yılın topçusu.
- Hadise: Yılın popçusu.
- 1 Mayıs’ta Taksim’de görev yapan polisler: Yılın copçusu.
- Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya: Yılın hukukçusu.
- Yüksek yargının malum başı: Yılın gugukçusu.
- Carla Bruni Sarkozy: Yılın madamı.
- Kemal Kılıçdaroğlu: Yılın adamı.
- Nuri Bilge Ceylan’ın: “Bu ödülü tutkuyla sevdiğim yalnız ve güzel ülkeme adıyorum” lafı: Yılın sözü.
- Eşkıya... Maalesef... Bu yıl da... Türkiye’ye ve dünyaya egemen: Yılın özü.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Melih Aşık Bey,yeni yılını kutlar ,bu yazından dolayı ,teşekkürlerimi sunarım
TURGUT iBİŞ
EMEKLİ ÖĞRETMEN
PSİKOLOJİK...
Yılmaz ÖZDİL yozdil@hurriyet.com.tr
26 Aralık 2008
Psikolojik
Komşun işsiz kaldıysa...
Ekonomik krizdir.
Sen işsiz kaldıysan...
Depresyondur.
*
Psikolojik değil bu.
*
-Paran var mı?
_Yok.
_Paranoyadır.
*
Büyüme fren yaptı...
İhracat fren yaptı...
Sanayi fren yaptı...
Şizofren.
*
Tarım küçüldü...
Otomotiv küçüldü...
Teksitil küçüldü...
Aşağılık kompleksi.
*
"Aslansın sen "KOBİ
Kaplansın sen KOBİ
Kral sensin KOBİ
Ödeme planını kendin seç
Kendin seç vadeni..."
Ne halt edicen şimdi?
Fobi.
*
Borcun var mesela...
Kafan bozuk.
Eşinle yatasın yok.
Depreşyon.
*
"T"ürkiye "İ"statistik "K"urumu...
Etiketler yanıyor.
Enflasyon düştü deniyor.
Duyunca yüzünde ne oluyor?
TİK.
*
Dolayısıyla teşhis doğrudur...
Peki tedavi?
*
Kişi başına 10 bin dolar milli gelirin var kardeşim;sen,yenge, üç de çocuk,50 bin dolar eder...Tatile çık geçer!
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
çatışma
Bugün bu sayfaya Hürriyet Gazetesi köşe yazarlarından Sayın Bekir Coşkun Bey'in 26 aralık 2008 günlü yazısını ekliyorum.Bu yazı günümüz Türkiye'sinin fotoğrafını bütün çıplaklığıyla çekmiş, ve kaleme sarılıp yazmış .Eline sağlık.Bugün bu gazeteyi alıp okuma fırsatını bulamayan veya zaman bulup okuyamayan ,siz okuyucularıma bu hizmeti ben sunayım dedim.Bu hizmetten çok mutlu olduğumu ifade etmek istiyorum. keyifli okumalar dileğiyle,iyi ve güzel günlere.
Emekli Öğretmen
Turgut İbiş
Çatışma
Farkında olsanızda olmasanızda ,için için sürüp gidenbir büyük çatışma var.
Vuruşma"selamünaleyküm" ile"merhaba"arasındadır.
"Cemaat" ile "cemiye"in çatışmasıdır bu.
Bir yanda "vatandaş" öte yanda "ümmet" vardır.
"Hoşgörü" ile "cihat" karşı karşıyadır.
Bir yanda "sevgi",karşı tarafta "korku" yer alır.
*
Tüm bu olanlar iki tarafın çatışmasıdır.
"Türban"bir yanda, "toka" karşı yandadır...
"Şerbet" bir yandaysa, karşı tarafa yerleşen"rakı"dır...
Bir tarafta "sırma bıyık", öte tarafta"badem bıyık" vardır...
"Muska" ile "reçete"nin...
"Üfürük" ile"steteskop"un...
"Mest" ile "makosen"in...
"Klozet" ile "ayaktaşı"nın...
"Cüppe"ile "ceket"in...
"Külah"ile "şapka"nın...
"Gülyağı"ile " "losyon"un...
"Gazoz "ile "şerbet"in...
"Sürme" ile "rimel"in...
"Flört" ile "görücü"nün...
"Aşk" ile "muhabbet"in...
"Gusül" ile "duş"un...
Bu "prezervatif" ile "en az üç çocuk"un karşılaşmasıdır...
*
Sizin için fark etmeğebilir..
"Doğu" ile "batı"...
"Köylülük" ile "kentlilik"...
Akıl" ile "ezber"...
"Bilim " ile "hurafe"...
"Mantık" ile "emir"...
"Okumak" ile "anlamak"...
"Görmek" ile "bakmak...
"Fikir" ile "zikir" çatışmaktadır.
*
"Dün" ile "yarın"ın mücadelesidir bu...
"Geçmiş" ile "gelecek" arasındadır...
İyi bakın; bir kavganıntam ortasındayız,bu "aydınlık" ile "karanlığın" çatışmasıdır...
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
ADALET TEYZE
Yayın Tarihi 1 Ekim, 2008
Yaşlı kadın yatağından kalktı. Sabah ezanının insan ruhuna huzur veren sesi oda içinde yankılanıyordu. 88 yaşından beklenmeyecek bir çeviklikle pencereye doğru yöneldi. Pencereyi açması ile birlikte odaya ezan sesi ile birlikte baharın güzel kokusu ve kuş cıvıltıları doluştu. Penceresinden gözüken Kurtuluş Parkına bakarak yaşlı ciğerlerine sabahın ılık esintisi ile doldurdu. Abdestini aldı, sabah namazını kıldı. Mutfağa yöneldi. Çayla birlikte bir iki lokma bir şeyler atıştırdı. Oturma odasına yöneldi. Eski bir fiskos masasının yanındaki koltuğuna ilişti. Masanın üstü çerçeveler ile doluydu. Bir tanesine uzandı, camının üzerinde titreyen parmaklarını dolaştırdı. Çerçevenin içindeki fotoğrafta İstiklal madalyalı kara yağız bir adamla, makyajsız olmasına rağmen güzelliği göz alan bir kadın birbirlerine bakarak gülümsüyorlardı. Yaşlı kadın 'Günaydın Anne, Günaydın Baba' dedi. Usulca yerine koyduğu çerçeveye bir bakış daha attıktan sonra başka bir çerçeveyi eline aldı. Bu siyah beyaz fotoğrafta da subay üniformalı bir adamla bir gelin yan yana duruyorlardı. Yaşlı kadın çerçeveyi titreyen dudaklarla öptü. 'Günaydın Kocacığım' dedi. Kadın bu çerçeveyi de bıraktıktan sonra üçüncü ve son çerçeveye uzandı. Artık gözlerinden yaş damlıyordu. Fotoğraftaki biri erkek diğeri kız çocuklara bakıp 'Günaydın Evlatlarım' dedi. Tüm çerçevelere kısaca göz atıp 'Sizleri, hepinizi çok özledim' dedi.
Gözlerinde biriken yaşları sildi. Artık ağlamak için bile yaşlı hissediyordu kendini. Ağır ağır doğrulduğu koltuğundan eski telefonuna doğru yöneldi. Ağır ağır numaraları çevirdi. Karşısına çıkan adama 'Bir taksi istiyorum' dedi ve adresi verdi. Kapısını kilitleyip, apartman merdivenlerine yöneldi. Yıllarca çekmediği zorluk kalmamıştı ama şimdi bu merdivenler hayatının en büyük engeli olmuştu. Ağır ve dikkatli bir biçimde iniyordu. Sabırsızlanan taksi şoförünün çaldığı korna sokağı inletiyordu. 'Patlama be adam' dedi. Nihayet taksiye binebildi. 'Teyze hoş geldin' dedi 25-30 yaşlarındaki şoför. 'Nereye gidiyoruz?' Kadın kısa bir sessizliğin sonunda 'Tüm bir gün beni taşırmısın?' diye sordu. 'Sana 500 lira veririm.' Adam küçümser bir gülümseme ile, 'Mal sahibi benden her gün 500 lira istiyor teyze' dedi.
Kadın gülümsedi
'O zaman sana 650 lira vereceğim ne dersin?'
'Kurtarmaz ama senin güzel hatırını kırmayayım. İlk önce nereye gideceğiz?'
'Anıtkabir'e'
'Anıtkabir'e mi?
'Evet'
'Tamam teyzeciğim'
'Yaş kaç teyzeciğim?'
'Seksen sekiz'
'Maşallah Allah uzun ömür versin teyzeciğim'
'Allah sağlıklı mutlu ömür versin oğlum'
'Haklısın teyzecim'
Taksi Anıtkabir'in kapısına gelmişti. Şoför 'Teyzeciğim geldik' dedi. Dalgın görünen kadın 'Evladım burada yardımına ihtiyacım var' dedi. 'Benimle gel' Adam şaşırmıştı. 'Tabii teyze' dedi. Kuşkulu gözlerle 'Bizi buraya alırlar mı?' diye sordu.
O ana kadar dalgın ve yorgun görünen kadın, bir anda irkildi. Gözlerinden ateş fışkırarak 'Ne demek almamak? Sen daha önce hiç gelmedin mi buraya?' dedi
'Hayır'
'Kaç yıldır Ankara'da yaşıyorsun?'
'Ben Ankaralıyım teyze. Doğma büyüme'
'Ee o zaman'
'Ne bileyim bir kez okulla gelmiştik bayramda. Bayram olmayınca burası kapalı sanıyordum ben'
Kadın sinirli bir şekilde kafa salladı.
Şoför utanmıştı. Mozoleye çıkan mermer merdivenlere kadar konuşmadılar. Merdivenlere geldiklerinde Şoför kuşkulu bir şekilde
'Nasıl çıkacaksın Teyze?' diye sordu.
'Her ay nasıl çıkıyorsam öyle'
'Her ay geliyormusun?'
'Evet'
Uzun bir uğraşla merdivenleri çıktılar. Mozoleye doğru ağır ağır ilerlediler. İçerisi çok serindi. Şoför büyük bir azimle yürümeye çalışan kadının koluna girmişti. Kadının nefes alışları sıklaşmıştı. Nihayet mozolenin önüne geldiler. Kadın şoförün kolundan ani bir hareketle kurtuldu. Çantasını açtı. Tek bir karanfil çıkardı. Mozoleye doğru ilerledi. Çiçeği mozoleye koydu. Şoför şaşkınlıkla olayı seyrederken kadının ağzından şu sözlerin döküldüğünü fark etti. 'Hayatım boyunca sana verdiğim sözü tutmak için çalıştım' Ağır ağır geriye çekilen kadın ellerini açıp Fatiha okumaya başladı. Şoför kısa bir şaşkınlığın ardından ona katıldı. Kadın bir anlık suskunluktan sonra 'Hadi gidelim' dedi.
Geldiklerinden çok daha ağır bir şekilde arabaya döndüler. Şoför kadının durumundan endişelenmeye başlamıştı. 'Yoruldun mu Teyze' dedi.
Kadın sustu. Bir süre suskunluktan sonra 'Evet hem de çok yoruldum' diye cevapladı.
'Nereye gidiyoruz?'
'Bankaya'
Şoför arabasındaki kadının herhangi biri olmadığını anlamıştı. Bu yaşlı kadının Atatürk'e verdiği söz ne olabilirdi? En sonunda dayanamadı.
'Teyzeciğim bir şey sorabilirmiyim?'
'Sor bakalım evladım'
'Anıtkabir'de Atatürk'e bir söz verdiğinizi söylemiştiniz. O söz nedir?'
'Uzun hikaye evladım'
'Olsun be teyze anlat ne olur'
'Ben lisedeyken bizim okulumuza gelmişti Atatürk. Beni de ona çiçek vermek için seçmişlerdi. Çiçeği verdiğimde bana ismimi sordu. Bende 'Adalet' dedim. Bunun üzerine 'Ne güzel ismin varmış' dedi. 'Okulu bitirince ne olacaksın' dedi bana. Hemşire dedim. Oda 'Güzel meslek ama bence sen Hakim ol ismine çok yakışır' dedi. Ben kadından hakim olmaz ki dedim. Kaşlarını çattı, 'Sen istedikten sonra olur. Senden söz istiyorum hakim olacaksın' dedi .'
'Sen ne dedin peki?'
'Mustafa Kemal emretmiş ne denir? Söz verdim.'
'Peki olabildin mi Adalet Teyze?'
'Evet ben Cumhuriyetin ilk kadın hakimlerindenim.'
'Vay be. Sende ne hikaye varmış Adalet Teyze'
'Herkesin bir hikayesi vardır evladım. Herkesin hikayesi de kendine göre değerlidir. Eğer insanların hikayelerini bilip anlayabilirsen insanlara daha anlayışlı davranabilirsin'
'Haklısın Adalet Teyze. Bu bankamı gelmek istediğin'
'Evet'
'Yardım edeyim mi? Bende geleyim mi?'
'Hayır. Sen burada bekle lütfen.Bu arada adın neydi evladım'
'Osman teyzeciğim'
'Tamam Osman. Beni 45 dakika kadar sonra buradan al olur mu?'
'Tamam teyzeciğim'
Adalet hanım bankadan içeri girdi. Osman öğlen saatinin geldiğini fark edip yemeğe gitti. Yemek boyunca Adalet hanımı düşündü. 'Kim bilir neler yaşamış, neler görmüştür' diye düşündü. Tam vaktinde bankanın önündeydi. Adalet hanım 15 dakikalık gecikme ile geldi.
'Hoş geldin Hakim Teyze'
'Çok uzun zamandır bana Hakim denmemişti.'
'Hoşuna gitmediyse söylemeyeyim?'
'Yok aksine hoşuma gitti. Sağol'
'Nereye gidiyoruz?'
'Seyranbağlarına'
'Tabii'
'Hakim Teyze çok yer gezmişsindir sen'
'Tüm Anadolu'yu karış karış gezdik rahmetli kocamla'
'Ne iş yapardı amca?'
'Subaydı.'
'Ne zaman vefat etti?'
'1952′de'
'Çok olmuş.Gençmiş'
'Kore savaşında şehit oldu.'
'Allah rahmet eylesin Hakim teyze'
' Sağol'
'Seyranbağları'na geldik nereye gideceğiz?'
'Sağa sap. İkinci binanın önünde dur.'
'Tamam.Buyur Hakim Teyze.Geleyim mi ben'
'Yok bekle burada'
Osman beklemeye başladı. Bir ara merak etti. Binanın uzaktan görünen levhasına baktı. 'Seyranbağları Kız Yetiştirme Yurdu' yazısını okudu. Anlam veremedi. 'Bu kadın burada ne yapar ki?' diye düşündü.
Yarım saat sonra Adalet hanım göründü. Yanında orta yaşlı kibar bir hanım vardı. Adalet hanımı arabaya ağır ağır bindirdi. Kadın 'Adalet Hanım size ne kadar teşekkür etsek azdır. Her zaman yanımızdasınız. Kızlarda sizi çok seviyor. Ne olur arayı çok uzatmayın. Yine gelin' dedi.
Adalet hanım, buğulu gözlerle 'İnşallah. Kızlara selamımı söyleyin. Bende onları çok seviyorum. Onlara iyi bakın' dedi.
Araba hareket etti.
'Nereye Hakim Teyze?'
'Hemen iki sokak öteye'
Osman iki sokak ötede bu sefer başka bir binanın önüne park etti. Bu binada da 'Ankara Seyranbağları Huzurevi' yazıyordu.
'Bekle beni'
'Tabii Hakim Teyze'
Yine 1 saate yakın bir bekleyişin sonunda bu sefer etrafında bir çok yaşlı kadın ve adamla çıkageldi Adalet Hanım. Sarılıp öpüştükten sonra oradan ayrıldılar. Osman dikiz aynasından Adalet Hanım'ın gözlerinden akan yaşları fark etti.
'İyi misin Hakim Teyze'
'İyiyim Osman. Eski dostları görünce insan bir hoş oluyor'
'Nereye gidiyoruz?'
'Cebeci Asri Mezarlığına'
'Tamam'
'Teyze nerelisin sen?'
'Aydın Sökeliyim. Babam orada pamuk ekerdi. Annem ev hanımıydı. Sonra Kurtuluş Savaşı oldu. Babam savaşa gitti. Söke işgal oldu. Biz dağlara kaçtık annemle. Saklandık dağ köylerinde. Savaş bitince Söke'ye döndük. Allah'a Şükür Babam'da sağ salim döndü savaştan.'
'Sonra ne oldu?'
'Liseye Aydın'a gönderdi babam. Orada Atatürk'le karşılaştım. Sözümü tutmak için İstanbul'a gittim. Hukuk fakültesine girdim. Orada rahmetli eşimle karşılaştım. O Harbiye'de okuyordu o zaman. Mezun olunca evlendik..'
'Çocuğunuz var mı?'
'Bir kızım bir oğlum vardı.'
'Neredeler şimdi?'
'Oğlum dışişlerinde çalışıyordu.'
'Ne güzel'
'1978′de Fransa'da Ermeniler öldürdüler.'
'Üzüldüm Hakim Teyze. Başın sağ olsun. O da babası gibi şehit oldu yani'
'Evet. Şehit babanın şehit oğlu. Allah kimseye evlat acısı vermesin.'
'Amin. Ya kızın?'
'O eşi ve çocukları ile İzmit'te yaşıyordu. Öğretmendi. 1999′da depremde hepsi vefat ettiler.'
'Allah rahmet eylesin.Boş boğazlığımla üzdüm seni Hakim Teyze kusura bakma'
'Sanki sormasan aklımdan çıkıyorlar mı evladım.Sen üzülme sağol'
'Geldik Teyze'
'Tamam evladım. Al işte paran artık gidebilirsin.'
'Hakim teyze buradan nasıl döneceksin? Ben seni bekleyeyim eve bırakayım.'
'Yok beni alacaklar buradan'
'Hakim Teyze bu para fazla. Kusura bakma ben sana yalan söyledim. Taksinin sahibi benden 350 lira bekliyor. Affet beni. 350 'yi ona veririm. Gerisi kalsın. Bende para istemem. Bugün senden aldığım hayat dersinin parasal karşılığı yok zaten.'
'Çocukların var mı?'
'İki tane ellerinden öperler.' Taksinin güneşliğinden çocuklarının resimlerini çıkarıp gösterdi.
'Adları nedir?'
'Kemal ve Ayşe'
'Oğlumun adı da Kemaldi.'
Sessizliğin ardından Osman'ın elindeki parayı ittirdi Adalet Hanım..
'Onlara bir şeyler al benim için. Onları okut. Ama yalansız, dolansız, çok çalışarak helal lokma ile büyüt ve okut. Atatürk'ün bana yaptığı gibi içlerindeki gücü fark etmelerini sağla. Bir de vatanını, milletini sevmelerini öğütle onlara.'
Osman Adalet Hanımın ellerine sarılıp öptü. Ona iyi evlatlar yetiştireceğine söz verdi. Adalet hanım mezarlığın kapısından ağır ağır içeri girerken; Osman yaşlı gözlerle onu izliyordu. Hayatının en büyük dersini kendisi küçücük, yüreği yaşadığı acılara rağmen kocaman ve güçlü bu yaşlı kadından almıştı. Osman arabasını mal sahibine götürmeye karar verdi. Bu gün daha fazla çalışamazdı.
Ertesi gün Ankara'da garip bir yağmur yağıyordu. Sanki gök delinmişti. Osman taksiyi mal sahibinden almış, durağa gelmişti. Çay ocağının yanında duran gazeteyi aldı. İlk sayfadaki haberlere göz gezdirdi. Siyaset doluydu gazete. Hiç anlamazdı. Sıkılıp adli olayların yer aldığı üçüncü sayfayı açtı. Taksiciler arkadaşları ile ilgili kötü haberleri genellikle oradan alırlardı. Göz gezdirirken bir haber dikkatini çekti.
'Dün gece geç saatlerde Cebeci Asri mezarlığında bulunan cesedin Cumhuriyet tarihinin ilk Kadın Hakimlerinden Adalet YILMAZ'a ait olduğu belirlendi. Adalet YILMAZ'ın bulunduğu yerdeki mezarların eşine ve oğluna ait olduğu belirlendi. YILMAZ vefat ettiği gün bankadaki tüm parasını çektiği, bu parayı ikiye bölerek Seyranbağları'ndaki bir kız yetiştirme yurdu ile bir huzurevine bağışladığı belirlendi. Polis, Adalet YILMAZ'ın mezarlığa ölmek için gittiğini düşünüyor.'
Osman bir anda sarsıldı. Gözyaşlarına engel olamıyordu. Taksici arkadaşları hiçbir şey anlamadılar. Bir daha da hiç anlatmadı Osman bu yaşadıklarını. Herkesin tek bildiği Osman'ın bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında 'Gökler bile sana ağlıyor' diyerek ağladığı…
NOT: Bu Öykü, Değerli Dostumuz Sayın Nuriye ÖZDİNÇER tarafından gönderilmiştir. Teşekkür ederiz.
TALİHSİZ ADAM...
Talihsiz adam!
Üzgün ve pısırık görünüşlü bir adam barda tünemiş oturuyormuş. Önünde bir türlü içemediği bir içki bardağı, suratı asık..
O sırada barın kapısı açılmış. Külhanbeyi tavırlı Temel, sert adımlarla barın tezgâhına doğru yürümüş ve pısırık adamı iteleyerek tabureye oturmuş.
Hiç soru sormadan adamın önündeki içki kadehini alıp başına dikmiş. Elinin tersiyle ağzını kuruladıktan sonra, ‘Ne o, neden böyle surat asıyorsun, Karadeniz’de gemilerin mi battı?’
‘Sorma, ben çok talihsiz bir adamım’ demiş pısırık.
‘Neden?’ diye sormuş Temel tekrar.
Cevaplamış pısırık:
‘Bu sabah karımla kavga ettik, beni evden kovdu. O sinirle işe geç kaldım. Patronum zaten bahane arayıp duruyordu, beni işten attı. İşten çıktım, yolda yürürken araba çarptı. Eve gideyim, belki karımla barışırız dedim, eve gittim ve karımı başka bir erkekle yatakta yakaladım. Bu kadarı da fazla artık dedim, kendimi öldürmeye karar verdim. Tabancayla vuracaktım, silah tutukluk yaptı... Asmaya kalktım, ip koptu. Doğalgazla öleyim dedim, faturayı ödemediğim için gaz kesikti. Eczaneden fare zehri aldım, buraya geldim, içki bardağıma koydum. Onu da geldin sen içtin. Off... Offfff...’
Melih Aşık'ın Açık penceresinden
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
ORGANİZE GİZLİ İŞLER...
Karamanlı Nevzat - Organize Gizli İşler
Eylül 15, 2008 - KARAMANLI NEVZAT, İLK KURŞUN
Katladılar yolsuzlukta hüneri,
Her kapıdan giriyorlar gizlice.
Hırsızlığa alet edip feneri,
İşlerini görüyorlar gizlice.
Soyguna, hortuma dini kaplayıp,
Geçiyorlar yasalardan hoplayıp.
Cami avlusunda para toplayıp,
Vakıf, şirket kuruyorlar gizlice.
Avanağa atıyorlar çengeli,
Zengin, fakir yoluyorlar dengeli.
Yardımlaşa geçiyorlar engeli,
Yasakları kırıyorlar gizlice.
Eli uzun bunların en hasının,
İnsafı kalmamış daniskasının.
Tekerlere çomak sokan basının,
Defterini dürüyorlar gizlice.
Gerçekleri haykıranı susturup,
Boğuyorlar bir köşeye kıstırıp.
Muhalife beyaz bayrak astırıp,
Kara leke sürüyorlar gizlice.
Organize işler bunlar bir çeşit,
Aman Nevzat ne gör bunu, ne işit.
Gönüllüce veriyorsa her reşit,
Cennet ile sarıyorlar gizlice.
Halk Ozanı Karamanlı Nevzat
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı BağlantıBUNLARI BİLİYORMUSUNUZ?
Dünyanın ‘en’leri
Bazılarını ben de yeni öğrendim. Kimilerini bilsek bile yine de çok ilginç, okuyun göreceksiniz:
* Dünyanın en yüksek şelalesi: Angel Şelalesi, Venezuela, bin metre
* Dünyanın en yüksek dağı: Everest, Asya
* Dünyanın en büyük çölü: Büyük Sahra Çölü, Orta-Kuzey Afrika
* Dünyanın en büyük gölü: Hazar Denizi, Orta Asya
* Dünyanın en büyük adası: Grönland, Kuzey Atlantik
*Dünyanın en sıcak yeri: Al’Aziziyah, Libya, 57,7 derece
* Dünyanın en soğuk yeri: Vladivostock, -89,2 derece
* Dünyanın en kalabalık şehri: Tokyo, Japonya, 26 milyon 500 bin kişi
* Dünyanın en uzun binası: Suyong Bay Tower, Pusan (Güney Kore): 88 kat-462 m.
* Dünyanın en uzun demiryolu tüneli: Seikan, Japonya, 53,9 km.
* Dünyanın en uzun karayolu tüneli: St.Gotthard, İsviçre, 16.4 km.
*t Dünyanın en uzun köprüsü: Akashi, Japonya, bin 990 m.
* Dünyada en çok konuşulan dil: Çince (mandarin), 885 milyon kişi
* Dünyanın en çok ülke ile sınırı olan ülke: Çin (15 ülke ile sınırı var)
* En çok dil konuşulan ülke: Papua Yeni Gine, 869 dil
Can Ataklı catakli@gazetevatan.com 27.07.2008
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
SANAT VE POLİTİKA
Halk, Sanat, Politika
Uzun yıllar önce Veysel anlatmış, demişti ki: "Bir zamanlar Sivasa sazımla inemez olmuştum. Bir polis, bir candarma, sazımı görmesin, hemen elimden alıyorlar, doğru fırına atıyorlardı. Bir zamanlar Sivasa saz dayandıramaz olmuştum."
O zamanlar Sivasta niçin Aşık Veyselin sazını alırlar da yakarlardı? Şükrü Kayanın Dahiliye Vekilliği sıralarmdaymış. Ahmet Kutsi Tecer de tam bu sıralar Sivasta öğretmenmiş. Bir gün Veysel
ona gelmiş. Tecer: "Hani sazın?" diye sormuş. Veysel de başına gelenleri anlatmış.
Ahmet Kutsi Tecer, valiye gitmiş:
"Vali bey," demiş, "bugün polisler Aşık Veyselin sazını almışlar, fırınlamışlar. Doğru mu bu?"
Vali:
"Doğru," demiş.
Tecer:
"Neden?"
Vali:
"Saz çalmak gericiliktir. Saz gerici bir müzik aletidir. Dahiliye Vekaletinden öyle emir aldık."
Tecer, Valiye sazın öyle bir şey olmadığını dili döndüğünce anlatmaya çalışmış, olmamış. Anan yahşi baban yahşi... Kutsi Tecer gelmiş Ankaraya, sazın gericilik olmadığını anlatmak için akla karayı seçmiş ama, anlatmış sonunda. Halk şairlerinin sazları da fırınlanmaktan kurtulmuş.
Not:Yaşar Kemal'in Baldaki Tuz adlı eserinden alınmıştır.Yazara saygılarımı sunarım.
BİR HİKÂYE...
BİR HİKÂYE...
Bir varmış bir yokmuş, zamanında bir padişah varmış. Padişahın adamları gelmişler, demişler ki:
"Padişahım," demişler. "Halk vergiden çok şikayet ediyor, sızıldanıp duruyorlar. Ne yapalım?"
Padişah düşünmüş. Padişahtır bu, düşünür:
"Varın gidin," demiş, "bir o kadar vergi daha alm."
Padişahın adamları gitmişler, bir o kadar vergi daha almışlar halktan, gelmişler padişaha. Padişah sormuş:
"Ne yapıyor sızlayan halk?"
Adamlar:
"Hiç sorma padişahım," demişler, "sorma ki sorma. Halkın iki gözü iki çeşme. Bütün memleket feryadü figana boğulmuş. Halkın ne üstünde üst, ne başında baş, bir günlük yiyecek ekmekleri bile yok."
Padişah gazaba gelmiş, padişahtır bu, gazaba gelir ya:
"Gidin," demiş, "şu mendebur halktan bir misli daha vergi alın."
Adamlar çarnaçar gene gitmişler, gene bir misli daha vergi almışlar.
Padişah sormuş:
"Halkın durumu nasıl? Gene sızlanıyor, ağlıyorlar mı?"
"Yok padişahım," demiş adamlar. "Bir mucize oldu. Biz bu vergiyi de
alınca halk oynamaya başladı. Halk değil, dört kol bir çengi. Şimdi çıkın sokağa, şenlikten şadımanlıktan geçilmiyor. Gülen gülene, göbek atan atana... Ölüler bile ayağa kalkıp göbek atmaya başladı."
Padişah gülmüş, padişah bu, güler ya...
Kıssadan hisse... Kıssadan hisse alınsaydı şu yeryüzü cen-net olur, kurtla kuzu yayılırdı!
Not:Bu hikâye ünlü yazarımız Yaşar Kemal'in Baldaki Tuz adlı eserinden alıınmıştır.
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
CENNETTEN CEHENNEM YARATMAK
Bugün siz sevgili okuyucularımı Türkiye haritası üzerinde dolaştıracağım.
Bu fikir bugün yaptığım bir gezi sebebiyle oluştu.Türkiye fiziki haritasına bakarsanız
akarsu havzaları yani nehirlerin denize döküldüğü yerler yeşil renkli
olarak görülür buralar Türkiyemiz'in kıyı ovalarıdır. Bugün bu durum ne yazıkki söz
konusu değil.Tarihin eski dönemlerine baktığımızda hüküm süren uygarlıklar yerleşim yerlerini yüksek ,sarp kayalıklar üzerinde kale olarak inşa etmişlerdir .Şehir ve köylerini dağ eteklerinde kurmuşlardır ,ovalar ve düzlükleri mera ve tarım arazisi olarak değerlendirdiler.şimdi ise bu düz araziler işgal edilmiştir.Buralara sanayı tesisi,fabrika ve konutlar yapılmıştır.Diğer bir konu ise nehirlerimiz,denizlerimiz ve göllerimiz evsel atıklar ,sanayi atıklarıyla kirletilip zehirletilmektedir.
..Bugün siyasetçilerimiz gibi haritalar da yalan söylüyor.
Dünyanın hiçbir medeni ülkesinde tarım arazisine yukarıda saydığım şeyler yapılmaz.En yakından başlıyayım:
İzmir'in Bornova,Menemen,Torbalı,Kemalpaşa ovaları bitmiş.Antalya ,Bursa ,İzmit ve Sakarya ovaları ,Çukurova ve diğerleride aynı durumda.Şimdi yokluktan ve fiyat artışından şikâyet etme hakkımız olmasa gerek.
Sözü fazla uzatmaya lüzum yok baltayı kendi ayağımıza vuruyoruz.Durumun vahametini anlatan Bekir Coşkun'un yazısını ekledim iyi okumalar.Saygılarımı sunarım.
Cennetten cehennem yaratmak...
TARIM alanlarına mahalleler, fabrikalar, sanayi siteleri kurdular ve şimdi soruyorlar:
"Pirinç niye bulunmuyor?.."
"Bulgur niye pahalı?.."
"Mercimek niye yok?.."
Bursa’nın şeftali bahçelerine bakar mısınız geçerken, kirli dumanlar salan atölyelerle dolu, kamyon lastiğini eritip lastik ayakkabı yapıyorlar.
Adapazarı, Konya Ovası, Eskişehir’in bereketli tarlaları...
Adana’nın pamuk tarlalarında paslı dingil atölyeleri var.
Antalya’nın muz bahçelerinin yerinde yeller esiyor, zevksiz kooperatif evleri yaptılar.
Saymaya gazete sayfaları mı yeter?
*
Bu cennetin cehenneme dönüşmesinin hazin hikáyesidir.
Ve eskiye dayanır; patates tarlasında otomobil üretmekten mutlu olduğunu söylediği zaman Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, o patates tarlasında üretilecek arabanın markasını ben bulmuştum:
Patamobil...
Sonra...
Sonra cenneti cehenneme çevirme devam etti.
Bakın; bu arkadaşlar tarım alanlarının başka amaçla kullanılmasından yakınmıyorlar mı?
Bu yalan...
Çünkü bir ABD firmasının (Cargill) Bursa’nın en verimli tarım alanlarına yaptığı fabrikanın yıkım kararının durdurulması için TBMM’den özel kanun çıkartan kendileri. Muhalefet, "Kişiye özel kanun olmaz" diyerek Anayasa Mahkemesi’ne gitti, şu sıralarda Cargill Yasası görüşülüyor, göreceksiniz elbette o fabrika orada kalacak.
*
Kısacası tarlalara kirli atölyeler yaptılar, fabrikalar kurdular, mahalleler kondurdular, şimdi şimdi o ahmakça soruyu soruyorlar:
"Pirinç niye bulunmuyor?.."
"Bulgur niye pahalı?.."
"Mercimek niye yok?.."
Nasıl anlatmalı tarla kalmayınca ürün gelmeyeceğini...
O tarlalardan lastik ayakkabı gelir, teneke kutular gelir, naylon leğenler gelir, dingil-mingil gelir, tencere-tava gelir, çocuk bezi gelir, ama pirinç, bulgur, mercimek gelmez...
Dahası; yakında aç kalacaktır Türkiye.
Cenneti cehenneme çevirmenin ağır faturasıdır bu.
Kaçınılmaz...
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı