Her demden.. Her Telden..

Blog Sayfama hoş Geldiniz....

EFLATUN'A İKİ SORU;

http://www.tomsuk.name.tr/flash_animasyon.htm

Eflatun’a iki soru sormuşlar.

—Birincisi, insanoğlunun sizi en çok şaşırtan

İki davranışı nedir?

Eflatun tek tek sıralamış,

 

*Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler.

Ne var ki çocukluklarını özlerler.

*Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler.

Ama sağlıklarını geri almak için de para öderler.

*Yarınlarından endişe ederler bugünü unuturlar.

Sonuçta, ne bugününe de yarını yaşarlar.

*Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar. Ancak hiç yaşamamış

 Gibi ölürler.

Sıra gelmiş ikinci soruya;

-“Peki, sen ne öneriyorsun?”

Bilge yine sıralamış;

*Kimseye kendinizi ‘sevdirmeye kalkmayın!’

Yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi

“sevilmeye bırakmaktır.”

 *Önemli olan; en çok şey’e sahip olmak değil,

En az şey’e ihtiyaç duymaktır.

 

                                                     EFLATUN

 

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Shakespeare'den korkaklara‏


korkusundan devamlı endişe içinde yasayan bir fare vardır. Büyücünün biri fareye acır ve onu bir kediye dönüştürür. Fare, kedi olmaktan son derece mutlu olacağı yerde bu kez de köpekten korkmaya başlar. Büyücü bu kez onu bir kaplana dönüştürür. Kaplan olan fare, sevineceği yerde avcıdan korkmaya baslar. Büyücü bakar ki, ne yaparsa yapsın farenin korkusunu yenmeye imkan yok. Onu eski haline döndürür.

Ve der ki,

"Sen cesaretsiz ve korkak birisin. Sende sadece bir farenin yüreği var. O yüzden ben sana yardim edemem.'

Ünlü yazar Shakespeare, bu konuda söyle diyor :

'İnsanların çoğu Sevmekten korkuyor, kaybetmekten korktuğu için..

Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.

Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.

Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için.

Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.

Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için...

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Müslümana Haram Çeşmesi

“MÜSLÜMAN’A HARAM” ÇEŞMESİ
Vaktiyle Bursa’ da bir Müslüman, eski adı “Yahudilik Yolağzı”, bugünkü adı Arap Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş: “Her kula helâl, Müslüman’a haram!..”
Bursa başkent, tabii Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye...
Gitmişler kadıya şikâyete, adam yakalanıp yaka-paça huzûra getirilmiş. “Bu nasıl fitnedir, dîni İslâm, ahâlisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu Müslüman’a yasakla!.. Olacak iş midir, nedir sebebi, aklını mı yitirdin?..” diye çıkışmışlar adama.
Adam:
- “Müsaade buyurun, sebebi vardır, lâkin ispat ister, delil şarttır…” dedikçe kadı kızmış:
- “Ne delili, ne ispatı?.. Sen fitne çıkardın, Müslüman ahâlinin huzûrunu kaçırdın, katlin vâciptir!” demiş.
Demiş ama, bir yandan da merak edermiş:
- “Nedir gerekçen?..” diye sormuş.
Adam:
- “Bir tek Sultan’a derim…” diye cevap verince, ortalık yine karışmış. Söz Sultan’a gitmiş, adam yaka paça saraya götürülmüş...Padişah da sinirlenmiş ama, diğer yandan o da meraklanırmış:
- “De bakalım ne diyeceksen. Bu nasıl iştir ki, hem çeşmeyi yaparsın, hem de her kula helâl,
Müslüman’a haram yazarsın?..”
Adam, başı önünde konuşur:
- “Delilim vardır, lâkin ispat ister.”
- “Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin?..”
- “O zaman boynum, hükme kıldan incedir Sultânım…”
- “Eeee?!..”
- “Sultânım, herhangi bir havradan (sinagog) rasgele bir hahamı izahsız yaka-paça tutuklayın, bir hafta tutun. Bakın neler olacak…”
Dediği yapılmış adamın. Bütün azınlıklar bir olmuş, başlarında Mûsevîler, “ne oluyor, bu ne zulüm?.. Bizim din adamımıza biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masûmdur, gerekirse kefâlet ödeyelim...”
Çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, elçiler mektup üstüne mektup getirmiş… Bir hafta dolunca, adam:
- “Sultânım, artık bırakmak zamanıdır” demiş.Haham bırakılmış, azınlıklar mutlu, bu sefer Sultan’a teşekkürler, hediyeler…
Az zaman geçmiş ki, adam:
- “Aynı işi herhangi bir kiliseden herhangi bir papaz için yaptırınız Sultânım” demiş.
Aynı şekilde bir papaz derdest edilip yaka-paça alınmış Pazar ayininden ve aynı tepkiler artarak devam etmiş. Haftası dolunca da serbest bırakılmış. Mutluluk ve sevinç gösterileri daha bir fazlalaşmış, teşekkürler, şükranlar... Levantenler din adamlarına kavuşmanın mutluluğuyla daha bir sarılmışlar birbirlerine...
Sultan:
- “Bitti mi?..” demiş adama.
- “Sultânım son bir iş kaldı, sonra hüküm zamanıdır izninizle” demiş.
- “Şimdi nedir isteğin?..”
- “Efendim, pâyitahtımız Bursa’nın en sevilen, en sözü dinlenilen, itimat edilen âlimini alınız minberinden…”
Adamın dediğini yapmışlar, Ulu cami imamını Cuma hutbesinin ortasında almışlar, yaka-paça götürmüşler...Ve ne olmuş bilin bakalım?..
Bir Allah’ın kulu çıkıp da, “ne oluyor, siz ne yapıyorsunuz?.. Hiç olmazsa vaazı bitene kadar bekleseydiniz”, gibi tek bir kelâm etmemiş, imamın peşinden giden, arayan-soran olmamış...
Geçmiş bir hafta, “nerde imam” diye gelen-giden yok!.. Aptal ve câhil bir imam tâyin edilmiş yerine, ne konuştuğunu kendi kulağı duymayan tam yobaz cinsinden biri… Halk hâlinden memnun, başlamış bir dedikodu, o geçen hafta derdest edilen koca âlim için:
- “Biz de onu adam bilmiş, hoca bellemiştik…”
- “Kim bilir ne halt etti de tevkif edildi!..”
- “Vah vaah!.. Acırım arkasında kıldığım namazlara…”
- “Sorma, sorma...”
Padişah, kadı ve adam izliyorlarmış olup-bitenleri. Sonunda Padişah çeşmeyi yaptırana sormuş:
- “Eee, ne olacak şimdi?..
Adam:
- “Bırakma zamanıdır. Bir de özür dileyip helâllik almak lâzımdır hocadan.”
“Haklısın” demiş padişah, denilenin yapılması için emir buyurmuş ve adama dönmüş. Adam başı önünde konuşmuş:
- “Ey büyük Sultânım, siz irade buyurunuz lütfen, böyle Müslümanlara su helâl edilir mi?..”
Sultan acı acı tebessüm etmiş:
- “Hava bile haram, hava bile!..” demiş...
 
H. İKBÂL

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

MİLLET VEKİLİ OLMA KRİTERLERİ

İki defa İttihat ve Terakki'den milletvekili seçilen, sonra da Hürriyet ve İhtilaf Parti'sini kuran, Damat Ferit hükümeti döneminde Ayan Üyeliği'ne atanan Mehmet Zeynelabidin Efendi, "Meşrık-ı İrfan Gazetesi"nde milletvekili olma kriterlerini açıklamış. Bu yazıyı Konya Yusuf Ağa Kütüphanesi katalogunda 9521/2' sayıyla kayıtlı "İslamiyet ve Meşrutiyet" isimli eserde bulmak mümkün.  Yörede mahalli bir gazetede çalışan gazeteci Ali Akgül'ün derlediği kriterler şöyle:
100 yıl önce Konya'daki milletvekili olma kriterleri:

Birincisi: Milletvekili adayı, aday olacağı şehirde uzun süreli oturmuş, yaşamış olmalı, halkın mizacını iyi bilmeli. Bir şehirde oturmamış veya çıkıp gideli uzun zaman olmuş adamların bir kere iyi olup olmadığı bilinemez.

İkincisi: Şehre yarayacak her türlü kanunu ve o şehir halkının saadetini icap edecek şeyleri düşünüp beğenmeye ve böyle bir arayan toplamaya muktedir olmalıdır.

Üçüncüsü: Devletin şan ve şerefini düşünmeyecek kadar cahil olmamakla birlikte, sefih de olmamalıdır. Çünkü kendi malı kendine teslim edilemeyen sefih bir adama bu gibi vazife verilemez.

Dördüncüsü: Hükümetin kanunsuz ve haksız işlerini yüzüne beraber söylemek hususunda kimseden korkup çekinmez ve ölmekten bile kaçınmaz, dünya için kimseye müdane etmez olmalıdır.

Beşincisi: Parayı görünce her şeye boyun eğecek kadar bağrı yufkalardan ve parayı çok sevenlerden olmamalıdır. Yoksa milletin menfaati zayii olmak ihtimali ziyadeleşir ve memleketi açık açık uçuruma sürekler.

Altıncısı: Memuriyetini muhafaza etmek ve başka bir menfaatini korumak için şuna buna yüzsuyu dökmüş (ağlamış), kendisine haksızlık edenlere göz kırpmış, kendisi haksızlık etmiş olmamalıdır.

Yedincisi: Rüşvet almış, para ile onun bunun hakkını satmış, mahvetmişlerden de olmamalıdır.

Sekizincisi: Halk içerisinde zulmü, işkencesi olanlardan olmamalıdır.

Dokuzuncusu: İki sözlü, ikiyüzlü adamlar da milletvekili olamaz.

Onuncusu: Şunun bunun ayıbını arayan, daima iki kişi arasındaki gizli sırları anlamaya çalışan, hiç yoktan tertip türetenler de aday gösterilmemelidir.

Onbirincisi: Milletvekilliği bittikten sonra kendini idare edecek bir işi veya zenginliği olmayanlar da aday gösterilmemeli. Çünkü bu özellikleri olmayan kişiler hükümetin ayıbını örtüp boyun eğmeye mecbur kalırlar.
not:Yukarıdaki kurallar E-Posta yolu ile bana geldi .Günümüzde bu kurallar geçmediği için ilginç geldi.Bu nedenle sayfama yazdım. Keyifli okumalar.

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Adaylarımızı tanıyalım...

29 Mart 2009 yerel seçimleri için Türkiye genelinde belediye başkanlıkları ve diğer görevler için seçilecek aday isimleri Hürriyet Gazetesi yazarı Sayın YILMAZ ÖZDİL tarafından tesbit edilerek beğeninize sunulmuştur.
Yılmaz ÖZDİL
 
yozdil@hurriyet.com.tr

    
 

 Adaylarımızı tanıyalım...


Ömer Marangoz, Adem Dalgıç, Nurettin Celep, Bayram Oduncu,
 Zekai Çivici, Mustafa Kapıcı, İbrahim Dişçi, Hasan Kahveci
Recep Ozan, Sait Börekçi, Süleyman Saka, Cemal Avcı, Burhan
Çoban, Mustafa Saatçi, Mustafa Değirmenci, Hakan Tütüncü, Abdülkadir Demirci,
 Coşkun Hekim, Zafer Savcı, Recai Baytar, İsmail Cambaz, Nihat Helvacı, Serdar
Kalaycı, Erhan Çiftçi, İlhan Kaptan, Hakan Keresteci, Salih Bakkal.

*

Orhan Çırak, Fikri Usta.

*


*

Arif Sağ, Ali Diri.

Cemal Cansız.
*

Recep Saçlı, Ramazan Kaşlı.

Nuri Köse.

Burhan Sakallı.

Halil Posbıyık.

*

Mehmet Araç,İbrahim Motor,Sakıp Teker, Seyfi Dingil...Yısuf Yaya.

*


Mehmet Kavanoz,

Hasan Şeker,Mustafa Bal.

Mahmut Tat,Cemil Ekşi...

Kenan Nohut,Nedim Mercimek,Ömür Kabak,Hüseyin Darı,Mahmut Fındık,Ekrem

Kiraz,Mehmet Lokum.

Mehmet Süt.

Hamza Döner,Nihat kola.

Ali Öğün,Hanefi Tok.

Hikmet Çay.

Mükerrem Kahve...

Veysel Tiryaki!

*

İlyas Şişman,Recep Semiz.

*

Şahin Pişkin.

Şükrü Yanık.

Nasır Haşlak.

*

Mehmet Atik,Mansur Yavaş.

Erol Atak,Sait Durgun.

Ali Uyanık,Ömer Baygın.

*

Ahmet Genç,Seyfettin Yaşlı.

Ali Kart.

*

Zübeyde Uslu.

Mehmet Şamatacı.

Mehmet Golcü,Kâmil Taç.

Yusuf Pehlivan.

 Ahmet Minder.

*

Yaşar Kulak, Adil Sağır.

Semih Çolak,Ümit Topal.

Hamdi Balık,Musa Kuş,Nazım Bıldırcın,Dede Teke,Adem Arı,Osman Karabatak,
Ramazan Ceylan,Rasim Atmaca,Çetin Kumru,Mehmet Sülük,Abdullah Bülbül,Muhittin
Böcek,Ergin Sülün,Nevzat Doğan,Yusuf Mercan,Recep Kaplan,Yakup Karaca,Uğur
Aslan,Durdu Kurt,Abdurahman Kuzu,Hikmet Şahin,Hüsnü Kartal,Sefa Martı.

*

Enver Tümen,Recep Ordu,Cemil Sancak,Ergül Er,Niyazi Çavuş,Faruk Teğmen,Cengiz
Barut,İbrahim Tetik,Ömer Şarapnel,Hasan Kahraman.

*

Ali Sakar,Salih Türkiş!

*

Ahmet Soğuk,Hüseyin Ayaz,Kasım Şimşek,Ahmet Poyraz,Raşit Ürper...

Süleyman Üşürse...

Mehmet "Kaban" var.

*

Olcay Liman,Hüseyin Gemi.

Hakim Gülmez Fahri Şen.

Mert Küçük.

Sabri Kocaman.

Evver Sağlam.

Seyfettin Kırık.

*

Kazım Bekar,Saim Sağdıç,Mustafa Koca,İzzet Dede,Hasan Torun,Osman Oğul,Murat
İkiz...İsmail Kısır.

Aziz İnanıcı,Halil Şaşma!

Kadir Çal,İbrahim Çırpan

Eftal Cicili,Yaşar Çamur.

Ali Süslü,Mehmet Balçık.

*

Hacı Aysu,İslam Ayvaz,Ramazan Buran,İsa Erdem,Musa Mutlu,Ali Eren,Erdem
Melek,İsa Cin,Hüseyin Müftü.

Halil Kul.

*

Ali İnci,Metin Yakut.

Sedat Gümüş,Aziz Bakır.

*


Hayati Zat,Müjdat Soylu.

Ekrem Ünlü.

Fahrettin Tanınmış.

*

Recep Hoş,Mehmet Güzel,Hikmet Bacak,Şaban Kaıça,Necati Kopça,Mustafa Azgın.

Servet Mucuk!

*

Ama belediye denince,Bence en yakışanları şunlar:Muhsin Korumaz,Oğuz Satıcı
Gülşen Arpalık,Salih Kalender,Osman Aldırmaz,Salim Kaygısız,Emin Halebak!

 

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

2008 YILININ ŞEYLERİ MEYLERİ...

Melih AşıkAçık Pencere

Yılın şeyleri meyleri...
-   Şehitlerimiz, gazilerimiz: Yılın acısı.
-   Manken Yaşar Alptekin: Yılın hacısı.
-   Aragones: Yılın dedesi.
-   Pınar Altuğ: Yılın gebesi.
-   İtalyan gelin Pippa Bacca’nın öldürülmesi: Yılın ayıbı.
-   İstiklal Savaşı gazisi, son çılgın Türk Mustafa Şekip Birgöl: Yılın kayıbı.
-   Taraflı TRT: Yılın kanalı.
-   Deniz Feneri: Yılın talanı.
-   Malum zatın hemen her söylediği: Yılın yalanı.
-   Sigara yasağı: Yılın yasası.
-   “Memleket nereye gidiyor?”: Yılın tasası.
-   Kanal 7’nin patronu Zekeriya Karaman yılın kasası...
-   Tuncay Güney: Yılın maşası.
-   Çocuk tacizleri: Yılın kara lekesi.
-   Vakit yazarı Hüseyin Üzmez: Yılın azgın tekesi.
-   Elektrik ve doğalgaza yapılan zamlar: Yılın kazığı.
-   Pirinç ve bulgur: (Bu yıl da) Yılın azığı.
-   Sabah - atv: Yılın satışı.
-   Melih Gökçek: Yılın batışı.
-   “Milli gelir önümüzdeki yıl 15 bin doları bulacaktır.”: Yılın atışı.
-   YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan: Yılın memuru.
-   RTÜK Başkanı Zahid Akman: Yılın mamuru.
-   İddianame bekleyen Ergenekon tutukluları:  Yılın mağduru.
-  Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt: Yılın izleneni.
-  RTE ve Abdullah Gül’e gelen hediyeler: Yılın   (en iyi) gizleneni.
-  Ahmet Necdet Sezer: Yılın özleneni.
-  Allah ile Aldatmak: Yılın kitabı.
-  Ankaralı simitçi Özer Yalnız’ın Başbakan’a,    “Para gerekmez dayı”sözü: Yılın hitabı.
-  Recep Tayyip Erdoğan: Yılın kayınpederi.
-  Aynı zat: (Ülkenin acı kaderi)
- Diyanet Denetçisi Doç. İsmail Karagöz’ün, “Namazda iken çalan cep telefonunu tek harekette kapatmak namazı bozmaz” lafı: Yılın   fetvası.
-    2500 sayfalık Ergenekon: Yılın davası
-    İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ın, “Polise kimlik sorun”sözü: Yılın lafı.
-    “Velev ki siyasi simge olsun”: Yılın gafı.
-    Bir apartmanda 300 seçmen: Yılın rekoru.
-    Devlet Bahçeli’nin MHP’si: Yılın (muhalefet) dekoru.
-    Komedi Dükkânı: Yılın eğlencesi.
-    Elveda Rumeli: Yılın izlencesi.
-   TV kanallarındaki spor programları: Yılın  işkencesi.
-    Melih Gökçek’in sayaçları: Yılın aleti.
-    İsrail: Yılın laneti.
-   GS’lı Arda: Yılın topçusu.
-    Hadise: Yılın popçusu.
-   1 Mayıs’ta Taksim’de görev yapan polisler:   Yılın copçusu.
-   Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya:   Yılın hukukçusu.
-   Yüksek yargının malum başı: Yılın gugukçusu.
-    Carla Bruni Sarkozy: Yılın madamı.
-    Kemal Kılıçdaroğlu: Yılın adamı.
-    Nuri Bilge Ceylan’ın: “Bu ödülü tutkuyla sevdiğim yalnız ve güzel ülkeme adıyorum” lafı: Yılın sözü.
-    Eşkıya... Maalesef... Bu yıl da... Türkiye’ye ve dünyaya egemen: Yılın özü.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Melih Aşık Bey,yeni yılını kutlar ,bu yazından dolayı ,teşekkürlerimi sunarım
TURGUT iBİŞ
EMEKLİ ÖĞRETMEN

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

PSİKOLOJİK...

Yılmaz ÖZDİL  yozdil@hurriyet.com.tr
26 Aralık 2008

Psikolojik

Komşun işsiz kaldıysa...
Ekonomik krizdir.
Sen işsiz kaldıysan...
Depresyondur.
*
Psikolojik değil bu.
*
-Paran var mı?
_Yok.
_Paranoyadır.
*
Büyüme fren yaptı...
İhracat fren yaptı...
Sanayi fren yaptı...
Şizofren.
*
Tarım küçüldü...
Otomotiv küçüldü...
Teksitil küçüldü...
Aşağılık kompleksi.
*
"Aslansın sen "KOBİ
Kaplansın sen KOBİ
Kral sensin KOBİ
Ödeme planını kendin seç
Kendin seç vadeni..."
Ne halt edicen şimdi?
Fobi.
*
Borcun var mesela...
Kafan bozuk.
Eşinle yatasın yok.
Depreşyon.
*
"T"ürkiye "İ"statistik "K"urumu...
Etiketler yanıyor.
Enflasyon düştü deniyor.
Duyunca yüzünde ne oluyor?
TİK.
*
Dolayısıyla teşhis doğrudur...
Peki tedavi?
*
Kişi başına 10 bin dolar milli gelirin var kardeşim;sen,yenge, üç de çocuk,50 bin dolar eder...Tatile çık geçer!

 

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

çatışma

Bugün bu sayfaya Hürriyet Gazetesi köşe yazarlarından Sayın Bekir Coşkun Bey'in 26 aralık 2008 günlü yazısını ekliyorum.Bu yazı günümüz Türkiye'sinin fotoğrafını bütün çıplaklığıyla çekmiş, ve kaleme sarılıp yazmış .Eline sağlık.Bugün bu gazeteyi alıp okuma fırsatını bulamayan veya zaman bulup okuyamayan ,siz okuyucularıma bu hizmeti ben sunayım dedim.Bu hizmetten çok mutlu olduğumu ifade etmek istiyorum. keyifli okumalar dileğiyle,iyi ve güzel günlere.
Emekli Öğretmen
Turgut İbiş

 

Çatışma
Farkında olsanızda olmasanızda ,için için sürüp gidenbir büyük çatışma var.
Vuruşma"selamünaleyküm" ile"merhaba"arasındadır.
"Cemaat" ile "cemiye"in çatışmasıdır bu.
Bir yanda "vatandaş" öte yanda "ümmet" vardır.
"Hoşgörü" ile "cihat" karşı karşıyadır.
Bir yanda "sevgi",karşı tarafta "korku" yer alır.
*
Tüm bu olanlar iki tarafın çatışmasıdır.
"Türban"bir yanda, "toka" karşı yandadır...
"Şerbet" bir yandaysa, karşı tarafa yerleşen"rakı"dır...
Bir tarafta "sırma bıyık", öte tarafta"badem bıyık" vardır...
"Muska" ile "reçete"nin...
"Üfürük" ile"steteskop"un...
"Mest" ile "makosen"in...
"Klozet" ile "ayaktaşı"nın...
"Cüppe"ile "ceket"in...
"Külah"ile "şapka"nın...
"Gülyağı"ile " "losyon"un...
"Gazoz "ile "şerbet"in...
"Sürme" ile "rimel"in...
"Flört" ile "görücü"nün...
"Aşk" ile "muhabbet"in...
"Gusül" ile "duş"un...
Bu "prezervatif" ile "en az üç çocuk"un karşılaşmasıdır...
*
Sizin için fark etmeğebilir..
"Doğu" ile "batı"...
"Köylülük" ile "kentlilik"...
Akıl" ile "ezber"...
"Bilim " ile "hurafe"...
"Mantık" ile "emir"...
"Okumak" ile "anlamak"...
"Görmek" ile "bakmak...
"Fikir" ile "zikir" çatışmaktadır.
*
"Dün" ile "yarın"ın mücadelesidir bu...
"Geçmiş" ile "gelecek" arasındadır...
İyi bakın; bir kavganıntam ortasındayız,bu "aydınlık" ile "karanlığın" çatışmasıdır...

 

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

ADALET TEYZE

 Yayın Tarihi 1 Ekim, 2008

Yaşlı kadın yatağından kalktı. Sabah ezanının insan ruhuna huzur veren sesi oda içinde yankılanıyordu. 88 yaşından beklenmeyecek bir çeviklikle pencereye doğru yöneldi. Pencereyi açması ile birlikte odaya ezan sesi ile birlikte baharın güzel kokusu ve kuş cıvıltıları doluştu. Penceresinden gözüken Kurtuluş Parkına bakarak yaşlı ciğerlerine sabahın ılık esintisi ile doldurdu.  Abdestini aldı, sabah namazını kıldı. Mutfağa yöneldi. Çayla birlikte bir iki lokma bir şeyler atıştırdı. Oturma odasına yöneldi. Eski bir fiskos masasının yanındaki koltuğuna ilişti. Masanın üstü çerçeveler ile doluydu. Bir tanesine uzandı, camının üzerinde titreyen parmaklarını dolaştırdı. Çerçevenin içindeki fotoğrafta İstiklal madalyalı kara yağız bir adamla, makyajsız olmasına rağmen güzelliği göz alan bir kadın birbirlerine bakarak gülümsüyorlardı. Yaşlı kadın 'Günaydın Anne, Günaydın Baba' dedi. Usulca yerine koyduğu çerçeveye bir bakış daha attıktan sonra başka bir çerçeveyi eline aldı. Bu siyah beyaz fotoğrafta da subay üniformalı bir adamla bir gelin yan yana duruyorlardı.  Yaşlı kadın çerçeveyi titreyen dudaklarla öptü. 'Günaydın Kocacığım' dedi. Kadın bu çerçeveyi de bıraktıktan sonra üçüncü ve son çerçeveye uzandı. Artık gözlerinden yaş damlıyordu. Fotoğraftaki biri erkek diğeri kız çocuklara bakıp 'Günaydın Evlatlarım' dedi. Tüm çerçevelere kısaca göz atıp  'Sizleri, hepinizi çok özledim' dedi.

Gözlerinde biriken yaşları sildi. Artık ağlamak için bile yaşlı hissediyordu kendini. Ağır ağır  doğrulduğu koltuğundan eski telefonuna doğru yöneldi. Ağır ağır numaraları çevirdi. Karşısına çıkan adama 'Bir taksi istiyorum' dedi ve adresi verdi. Kapısını kilitleyip, apartman merdivenlerine yöneldi. Yıllarca çekmediği zorluk kalmamıştı ama şimdi bu merdivenler hayatının en büyük engeli olmuştu. Ağır ve dikkatli bir biçimde iniyordu. Sabırsızlanan taksi şoförünün çaldığı korna sokağı inletiyordu. 'Patlama be adam' dedi. Nihayet taksiye binebildi. 'Teyze hoş geldin' dedi 25-30 yaşlarındaki şoför. 'Nereye gidiyoruz?' Kadın kısa bir sessizliğin sonunda 'Tüm bir gün beni taşırmısın?' diye sordu. 'Sana 500 lira veririm.'  Adam küçümser bir gülümseme ile, 'Mal sahibi benden her gün 500 lira istiyor teyze' dedi.

 Kadın gülümsedi

'O zaman sana 650 lira vereceğim ne dersin?'

'Kurtarmaz ama senin güzel hatırını kırmayayım. İlk önce nereye gideceğiz?'

'Anıtkabir'e'

'Anıtkabir'e mi?

'Evet'

'Tamam teyzeciğim'

'Yaş kaç teyzeciğim?'

'Seksen sekiz'

'Maşallah Allah uzun ömür versin teyzeciğim'

'Allah sağlıklı mutlu ömür versin oğlum'

'Haklısın teyzecim'

Taksi Anıtkabir'in kapısına gelmişti. Şoför 'Teyzeciğim geldik' dedi. Dalgın görünen kadın 'Evladım burada yardımına ihtiyacım var' dedi. 'Benimle gel' Adam şaşırmıştı. 'Tabii teyze' dedi. Kuşkulu gözlerle 'Bizi buraya alırlar mı?' diye sordu.

O ana kadar dalgın ve yorgun görünen kadın, bir anda irkildi. Gözlerinden ateş fışkırarak 'Ne demek almamak? Sen daha önce hiç gelmedin mi buraya?' dedi

'Hayır'

'Kaç yıldır Ankara'da yaşıyorsun?'

'Ben Ankaralıyım teyze. Doğma büyüme'

'Ee o zaman'

'Ne bileyim bir kez okulla gelmiştik bayramda. Bayram olmayınca burası kapalı sanıyordum ben'

Kadın sinirli bir şekilde kafa salladı.

Şoför utanmıştı. Mozoleye çıkan  mermer merdivenlere kadar konuşmadılar. Merdivenlere geldiklerinde Şoför kuşkulu bir şekilde

'Nasıl çıkacaksın Teyze?' diye sordu.

'Her ay nasıl çıkıyorsam öyle'

'Her ay geliyormusun?'

'Evet'

Uzun bir uğraşla merdivenleri çıktılar. Mozoleye doğru ağır ağır ilerlediler. İçerisi çok serindi. Şoför büyük bir azimle yürümeye çalışan kadının koluna girmişti. Kadının nefes alışları sıklaşmıştı. Nihayet mozolenin önüne geldiler. Kadın şoförün kolundan ani bir hareketle kurtuldu. Çantasını açtı. Tek bir karanfil çıkardı. Mozoleye doğru ilerledi. Çiçeği mozoleye koydu.  Şoför şaşkınlıkla olayı seyrederken kadının ağzından şu sözlerin döküldüğünü fark etti. 'Hayatım boyunca sana verdiğim sözü tutmak için çalıştım' Ağır ağır geriye çekilen kadın ellerini açıp Fatiha okumaya başladı. Şoför kısa bir şaşkınlığın ardından ona katıldı. Kadın bir anlık suskunluktan sonra 'Hadi gidelim' dedi.

Geldiklerinden çok daha ağır bir şekilde arabaya döndüler. Şoför kadının durumundan endişelenmeye başlamıştı. 'Yoruldun mu Teyze' dedi.

Kadın sustu. Bir süre suskunluktan sonra 'Evet hem de çok yoruldum' diye cevapladı. 

'Nereye gidiyoruz?'

'Bankaya'

Şoför  arabasındaki kadının herhangi biri olmadığını anlamıştı. Bu yaşlı kadının Atatürk'e verdiği söz ne olabilirdi? En sonunda dayanamadı.

'Teyzeciğim bir şey sorabilirmiyim?'

'Sor bakalım evladım'

'Anıtkabir'de Atatürk'e bir söz verdiğinizi söylemiştiniz. O söz nedir?'

'Uzun hikaye evladım'

'Olsun be teyze anlat ne olur'

'Ben lisedeyken bizim okulumuza gelmişti Atatürk. Beni de ona çiçek vermek için seçmişlerdi. Çiçeği verdiğimde bana ismimi sordu. Bende 'Adalet' dedim. Bunun üzerine 'Ne güzel ismin varmış' dedi. 'Okulu bitirince ne olacaksın' dedi bana. Hemşire dedim. Oda 'Güzel meslek ama bence sen Hakim ol ismine çok yakışır' dedi. Ben kadından hakim olmaz ki dedim. Kaşlarını çattı, 'Sen istedikten sonra olur. Senden söz istiyorum hakim olacaksın' dedi .'

'Sen ne dedin peki?'

'Mustafa Kemal emretmiş ne denir? Söz verdim.'

'Peki olabildin mi Adalet Teyze?'

'Evet ben Cumhuriyetin ilk kadın hakimlerindenim.'

'Vay be. Sende ne hikaye varmış Adalet Teyze'

'Herkesin bir hikayesi vardır evladım. Herkesin hikayesi de kendine göre değerlidir. Eğer insanların hikayelerini bilip anlayabilirsen insanlara daha anlayışlı davranabilirsin'

'Haklısın Adalet Teyze. Bu bankamı gelmek istediğin'

'Evet'

'Yardım edeyim mi? Bende geleyim mi?'

 'Hayır. Sen burada bekle lütfen.Bu arada adın neydi evladım'

'Osman teyzeciğim'

'Tamam Osman. Beni 45 dakika kadar sonra buradan al olur mu?'

'Tamam teyzeciğim'

            Adalet hanım bankadan içeri girdi. Osman öğlen saatinin geldiğini fark edip yemeğe gitti. Yemek boyunca Adalet hanımı düşündü. 'Kim bilir neler yaşamış, neler görmüştür' diye düşündü. Tam vaktinde bankanın önündeydi. Adalet hanım 15 dakikalık gecikme ile geldi.

            'Hoş geldin Hakim Teyze'

            'Çok uzun zamandır bana Hakim denmemişti.'

            'Hoşuna gitmediyse söylemeyeyim?'

            'Yok aksine hoşuma gitti. Sağol'

            'Nereye gidiyoruz?'

            'Seyranbağlarına'

            'Tabii'

            'Hakim Teyze çok yer gezmişsindir sen'

            'Tüm Anadolu'yu karış karış gezdik rahmetli kocamla'

            'Ne iş  yapardı amca?'

            'Subaydı.'

            'Ne zaman vefat etti?'

            '1952′de'

            'Çok olmuş.Gençmiş'

            'Kore savaşında şehit oldu.'

            'Allah rahmet eylesin Hakim teyze'

            ' Sağol'

            'Seyranbağları'na geldik nereye gideceğiz?'

            'Sağa sap. İkinci binanın önünde dur.'

            'Tamam.Buyur Hakim Teyze.Geleyim mi ben'

            'Yok bekle burada'

            Osman beklemeye başladı. Bir ara merak etti. Binanın uzaktan görünen levhasına baktı. 'Seyranbağları Kız Yetiştirme Yurdu' yazısını okudu. Anlam veremedi. 'Bu kadın burada ne yapar ki?' diye düşündü. 

            Yarım saat sonra Adalet hanım göründü. Yanında orta yaşlı kibar bir hanım vardı. Adalet hanımı arabaya ağır ağır bindirdi. Kadın 'Adalet Hanım size ne kadar teşekkür etsek azdır. Her zaman yanımızdasınız. Kızlarda sizi çok seviyor. Ne olur arayı çok uzatmayın. Yine gelin' dedi.

Adalet hanım, buğulu gözlerle 'İnşallah. Kızlara selamımı söyleyin. Bende onları çok seviyorum. Onlara iyi bakın' dedi. 
 
            Araba hareket etti.

            'Nereye Hakim Teyze?'

            'Hemen iki sokak öteye'

            Osman iki sokak ötede bu sefer başka bir binanın önüne park etti. Bu binada da 'Ankara Seyranbağları Huzurevi' yazıyordu.

            'Bekle beni'

            'Tabii Hakim Teyze'

            Yine 1 saate yakın bir bekleyişin sonunda bu sefer etrafında bir çok yaşlı kadın ve adamla çıkageldi Adalet Hanım. Sarılıp öpüştükten sonra oradan ayrıldılar. Osman dikiz aynasından Adalet Hanım'ın gözlerinden akan yaşları fark etti.

'İyi misin Hakim Teyze'

'İyiyim Osman. Eski dostları görünce insan bir hoş oluyor'

'Nereye gidiyoruz?'

'Cebeci Asri Mezarlığına'

'Tamam'  

'Teyze nerelisin sen?'

'Aydın Sökeliyim. Babam orada pamuk ekerdi. Annem ev hanımıydı. Sonra Kurtuluş Savaşı oldu. Babam savaşa gitti. Söke işgal oldu. Biz dağlara kaçtık annemle. Saklandık dağ köylerinde. Savaş bitince Söke'ye döndük. Allah'a Şükür Babam'da sağ salim döndü savaştan.'

'Sonra ne oldu?'

'Liseye Aydın'a gönderdi babam. Orada Atatürk'le karşılaştım. Sözümü tutmak için İstanbul'a gittim. Hukuk fakültesine girdim. Orada rahmetli eşimle karşılaştım. O Harbiye'de okuyordu o zaman. Mezun olunca evlendik..'

'Çocuğunuz var mı?'

'Bir kızım bir oğlum vardı.'

'Neredeler şimdi?'

'Oğlum dışişlerinde çalışıyordu.'

'Ne güzel'

'1978′de Fransa'da  Ermeniler öldürdüler.'

'Üzüldüm Hakim Teyze. Başın sağ olsun. O da babası gibi şehit oldu yani'

'Evet. Şehit babanın şehit oğlu. Allah kimseye evlat acısı vermesin.'

'Amin. Ya kızın?'

'O eşi ve çocukları ile İzmit'te yaşıyordu. Öğretmendi. 1999′da depremde hepsi vefat ettiler.'

'Allah rahmet eylesin.Boş boğazlığımla üzdüm seni Hakim Teyze kusura bakma'

'Sanki sormasan aklımdan çıkıyorlar mı evladım.Sen üzülme sağol'

'Geldik Teyze'

'Tamam evladım. Al işte paran artık gidebilirsin.'

'Hakim teyze buradan nasıl döneceksin? Ben seni bekleyeyim eve bırakayım.'

'Yok beni alacaklar buradan'

'Hakim Teyze bu para fazla. Kusura bakma ben sana yalan söyledim. Taksinin sahibi benden 350 lira bekliyor. Affet beni. 350 'yi  ona veririm. Gerisi kalsın. Bende para istemem. Bugün senden aldığım hayat dersinin parasal karşılığı yok zaten.'

'Çocukların var mı?'

'İki tane ellerinden öperler.' Taksinin güneşliğinden çocuklarının resimlerini çıkarıp gösterdi.

'Adları nedir?'

'Kemal ve Ayşe'

'Oğlumun adı da Kemaldi.'

Sessizliğin ardından Osman'ın elindeki parayı ittirdi Adalet Hanım..

'Onlara bir şeyler al benim için. Onları okut. Ama yalansız, dolansız, çok çalışarak helal lokma ile büyüt ve okut. Atatürk'ün bana yaptığı gibi içlerindeki gücü fark etmelerini sağla. Bir de vatanını, milletini sevmelerini öğütle onlara.'

Osman Adalet Hanımın ellerine sarılıp öptü. Ona iyi evlatlar yetiştireceğine söz verdi. Adalet hanım mezarlığın kapısından ağır ağır içeri girerken; Osman yaşlı gözlerle onu izliyordu. Hayatının en büyük dersini kendisi küçücük, yüreği yaşadığı acılara rağmen kocaman ve güçlü bu yaşlı kadından almıştı. Osman arabasını mal sahibine götürmeye karar verdi. Bu gün daha fazla çalışamazdı.

Ertesi gün Ankara'da garip bir yağmur yağıyordu. Sanki gök delinmişti. Osman taksiyi mal sahibinden almış, durağa gelmişti. Çay ocağının yanında duran gazeteyi aldı. İlk sayfadaki haberlere göz gezdirdi. Siyaset doluydu gazete. Hiç anlamazdı. Sıkılıp adli olayların yer aldığı üçüncü sayfayı açtı. Taksiciler arkadaşları ile ilgili kötü haberleri genellikle oradan alırlardı. Göz gezdirirken bir haber dikkatini çekti.

'Dün gece geç saatlerde Cebeci Asri mezarlığında  bulunan cesedin Cumhuriyet tarihinin ilk Kadın Hakimlerinden Adalet YILMAZ'a ait olduğu belirlendi. Adalet YILMAZ'ın bulunduğu yerdeki mezarların eşine ve oğluna ait olduğu belirlendi. YILMAZ vefat ettiği gün bankadaki tüm parasını çektiği, bu parayı ikiye bölerek Seyranbağları'ndaki bir kız yetiştirme yurdu ile bir huzurevine bağışladığı belirlendi. Polis, Adalet YILMAZ'ın mezarlığa ölmek için gittiğini düşünüyor.'

Osman bir anda sarsıldı. Gözyaşlarına engel olamıyordu. Taksici arkadaşları hiçbir şey anlamadılar. Bir daha da hiç anlatmadı Osman bu yaşadıklarını. Herkesin tek bildiği Osman'ın bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında 'Gökler bile sana ağlıyor' diyerek ağladığı…

NOT: Bu Öykü, Değerli Dostumuz Sayın Nuriye ÖZDİNÇER tarafından gönderilmiştir. Teşekkür ederiz.
 

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

TALİHSİZ ADAM...

Talihsiz adam!
Üzgün ve pısırık görünüşlü bir adam barda tünemiş oturuyormuş. Önünde bir türlü içemediği bir içki bardağı, suratı asık..
O sırada barın kapısı açılmış. Külhanbeyi tavırlı Temel, sert adımlarla barın tezgâhına doğru yürümüş ve pısırık adamı iteleyerek tabureye oturmuş.
Hiç soru sormadan adamın önündeki içki kadehini alıp başına dikmiş. Elinin tersiyle ağzını kuruladıktan sonra, ‘Ne o, neden böyle surat asıyorsun, Karadeniz’de gemilerin mi battı?’
‘Sorma, ben çok talihsiz bir adamım’ demiş pısırık.
‘Neden?’ diye sormuş Temel tekrar.
Cevaplamış pısırık:
‘Bu sabah karımla kavga ettik, beni evden kovdu. O sinirle işe geç kaldım. Patronum zaten bahane arayıp duruyordu, beni işten attı. İşten çıktım, yolda yürürken araba çarptı. Eve gideyim, belki karımla barışırız dedim, eve gittim ve karımı başka bir erkekle yatakta yakaladım. Bu kadarı da fazla artık dedim, kendimi öldürmeye karar verdim. Tabancayla vuracaktım, silah tutukluk yaptı... Asmaya kalktım, ip koptu. Doğalgazla öleyim dedim, faturayı ödemediğim için gaz kesikti. Eczaneden fare zehri aldım, buraya geldim, içki bardağıma koydum. Onu da geldin sen içtin. Off... Offfff...’

 

Melih Aşık'ın Açık penceresinden 

 

 

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı